Vazgeçtiklerimizden ne kadar da az bahsediyoruz dedim telefonun diğer ucundaki arkadaşıma. Başardıklarımız sanki kendiliğinden oluveriyormuş gibi. Sorulan sorular hep o başarılara odaklanmış bir şekilde. Hep sonuçta gözler, çok nadiren gidiyor dikkat halbuki süreçlere. Ama olan yolda oluyor aslında. Her geçen gün, bilinmezlikle bir o kadar daha hemhal olurken, sonuçlardan süreçlere doğru olan yolculuğum da katmanlanıyor sanki bu günlerde. Yeniden hayal ettiğim hayatımda, bilmeme hali en çok durduğum durak gibi sanki. Sabahtan akşama ne olacağını bilemez haldeyim. Bugünden yarına söyleyebileceğim pek bir cümle yok. Sanki bu günü bile daha yeni yeni yakalar gibiyim. Dönüp dönüp nefeslerime soruyorum: sizden başka bir gerçeklik var mı bu hayatta? Bilmeme hali evim olabilir mi acaba? “Not knowing is our home” cümlesi mütemadiyen kulaklarımda. Sanki tek bir şey var o da ilmek ilmek örülen yaşam. Ben bilsem de bilmesem de kendi bildiği gibi örülen sevgili yaşam. Değişmesini istediğim şeyler için bana mütemadiyen bir şeylerden vazgeçmem gerektiğini söyleyen yaşam. 

Vazgeçtiklerimizden hiç bahsetmiyoruz dedim arkadaşıma. Her şey aynı kalsın ama aynı anda birçok şey değişsin istiyoruz. Hem hiçbir şey yapmayalım hem de her şey olsun istiyoruz. Hem bilelim, hem sürprizli olsun istiyoruz. Yola bile çıkmadan hedefe varalım istiyoruz. Ah neden ama hiç konuşmuyoruz vazgeçtiklerimizden? Nasıl başarırdık vazgeçmeseydik eğer? Nasıl oluşurdu yeni yaşam düşüp kalkıp kendimiz için doğru olan yolu her seferinde seçmeseydik. Nasıl gelirdi değişim aç ve susuz kalmasaydık. Bazen uykuya, bazen rahata, bazen dostlarımıza, bazen ailemize, bazen sevgilimize. Hep bir bedel ödüyoruz dedim sonra. Bedel kelimesi hep olumsuz şeylerle ilişkilendirilir, ceza gelir hep aklıma, hapishane gelir, polis gelir, devlet gelir, okul gelir, bankalar, kurumlar gelir aklıma nedense bedel der demez. Ama aslında bedel ne de güzel öğretmendir, sana bir şeylerden vazgeçmeden başka şeylere de sahip olamayacağını anlatır durur. 

Hiç bahsetmiyoruz dedim vazgeçtiklerimizden. Halbuki her şey orada oluyor. Tüm silkinme, tüm arınma, tüm şaşkınlık, tüm anlama çabası, tüm deney alanı, tüm yeniliğe yer açış, hepsi orada oluyor. 

Vazgeçtiklerimizden hiç bahsetmiyoruz dedim arkadaşıma. İdealize ediyoruz, kendimizi başkaları ile karşılaştırma tuzağına düşüyoruz bu hayatta. Atlıyoruz tüm süreçleri, peki bunu neden ben düşünemedim diyoruz. Unutuyoruz ki, yol üstündeki her bir taşa basmadan olmuyor o mucizeli şeylerin hiçbiri. Atlamak, kestirme yollar seçmek mucizelerden uzaklaştırıyor bizi, gerçeklikten de. 

Bir şeyi daha fark ediyorum bu günlerde. İçinde yaşadığımız kültürde “kötü gün dostu” diye bir kavram var. O kadar çok anlam yüklenmiş ki kötü gününde birinin yanında olmaya, insanoğlu “iyi günde, mutlu günde, coşkulu günde” bir diğerinin yanında durmayı unutmuş. Çünkü yine karşılaştırma giriyor devreye. Peki ben neden bunu yapamadım? Peki ben neden bunu düşünemedim? 

Vazgeçtiklerimizden hiç bahsetmiyoruz, dedim arkadaşıma, ama inan bana başarılarımıza yol açan  vazgeçişlerimizi görebildiğimiz kadar kutlayabileceğiz birbirimizi.