Dün akşam Cihangir Yoga İstinye’de sihirli bir buluşmadaydım. Staj hocaları olarak Zeyneb Uras ve Chris Chavez ile toplantımız vardı. Bu buluşma başlıbaşına bir yazı konusu olduğu için şu anda oraya girmeyeceğim ama ertesini biraz anlatmak istiyorum. Ablamın evi çok yakın olduğu için İstinye’ye, gidip bir merhaba demek istedim, onun heyecanlı sesi hadi gel gel saat on oldu ama olsun sen yine de gel deyince atladım taksiye gittim. Leyla henüz uyumamıştı, odasında bir sonraki gün için hazırlık yapıyordu tatlı tatlı, pazartesi spor günüymüş, ona göre kıyafet çıkarması gerekiyormuş, teker teker anlattı. Sonra pijamalarını giyerken birden Leyla dedim bugün yanında yatsam ne yapardın? İster misin dedim. Ön iki dişi düşmüş, minnoş mu minnoş kocaman gözleriyle, gerçekten mi yani sabah beraber mi uyanacağız dedi, evet dedim! Gözleri mamur ama heyecanla giyindi girdi yatağına, kitap okudum gözler kapandı. Bir saat sonra, ben de kıvrıldım yanında uykuya. Sabah, tam üstümü giyinirken ben, kırmızı çoraplarımı görünce “ Teyze, sen çocuk musun, büyükler öyle renkli çoraplar giymez ki” dedi. Günün ilk kahkahası da beraberinde geldi! Ah Leyla dedim, yerim seni. Sarıldım öptüm. Ve başladı bir günüm. 

Çocukların hoşuna en çok giden şeydir beklenenin dışında bir sürpriz olması, yetişkinlerde de durum tam tersi. Bu sebeple ikimize de çok iyi geldi, biraz farklı bir akış.

Yarın itibariyle benim için yılın en yoğun haftası başlıyor! 23 Nisan, şenlik haftası!

Bir hafta içerisinde yaklaşık 3000 çocuk ziyaret edecek müzeyi! Şaka değil gerçek! Öyle bir çocukluk hali! Alice gibi küçülüp büyüyeceğim yaşlarına göre, gözleri büyüyecek söylediklerimle, ve sonunda hep birlikte hayalimizdeki dünyaları resmedeceğiz üç boyutlu kartpostalların içine! Ve belki de hediye edeceğiz sevdiklerimize, ilham olsun, farkındalık yaratsın diye. 

Müzede çocuklarla çalışmaya başlamam da aslında 2013 yılının 23 Nisan şenlik haftasına dayanıyor.  O anlamda, benim için çok özel bir hafta. Yeni yeteneklerimi keşfetmeme olanak sağlayan bir mekanla tanışmamın tam üçüncü senesi. Üç sene önceki benle bugünkü ben arasında bunca fark varsa, bundan beş ya da on yıl sonrasını hayal dahi edemiyorum.

2011 yılında hayatımın ilk yoga dersini, İstinye’deki Cihangir Yoga’da Zeyneb Uras’la yapmıştım. Ah ve tepetaklak olmuştu hayatım akabininde 2012 yılında bildiğim her şey yerle bir olmuş, ardından da yeniden inşa olmuştu hayatım. Bu bağlamda, 2013 yılı sihirli bir yıldı benim için. Hem yoga hocalık eğitimimi almış hem de müzede çalışmaya başlamıştım, bir de üstüne ev değiştirmiş Cihangir’e taşınmıştım. Şimdi geriye dönüp baktığımda bir an evvel değişmesini istediğim bir çok şey kendi zamanında değişmişti, çırpınsam da, koşsam da hiç önemi yok, iyileşme her zamanki gibi kendi zamanında, adım adım gelmişti. Ismarlama iyileşme yoktu yani. Hadi geç geç dediğinde geçmiyordu bir şey. Aksine daha da sarılıyordu sana sen geç geç dedikçe. 

Ve geldik bugüne. 

Beş yıl sonra bu akşam Zeyneb hocanın dersindeydim yine. 

Dostluktan bahsetti, insanın en iyi dostunun da gurusunun da öncelikle kendisi olduğundan. Ve kendimize yaslanmanın, sarılmanın, güven duymanın titreştiği bir pratiğe olanak sağladı. Son zamanlarda dersin sonunda oturduğumuz meditasyonlardan şavasana, yani son dinlenme pozuna geçemiyorum, daha doğrusu meditasyon oturuşu o kadar iyi geliyor ki başka bir şeye ihtiyaç duymuyorum. Ve bugünkü derste şöyle sihirli bir şey oldu: 

Matın üstünde, odanın ortasında, evrendeki boşlukta oturan bedenimi çevreleyen kişilerin beden ısılarını hissettim. Yanımdaki iki kişi ve karşımda oturan sevgili Zeyneb Hocamın, ah o güzel insanın. 

Ve belki de elektrik teli gibi tanımlayabileceğim ince ince çizgiler belirdi aramızda, bağlarımız. Görünmez bağlarımız, dokularımız. Her birimizi içine alan, o görünmez bütünlüğümüzü hissederek ayrıldım bu dersten. Bu bütünlük içinde tekilliğimizi, kendimizle olan dostluğumuzu, güven duygumuzu ve sarılmalarımızı çoğalttıkça bütün de bambaşka deneyimleniyor kanımca. 

Biraz ordan biraz burdan anlattım ama yazının başına dönecek olursak. 

Evet kırmızı çoraplarımla 3000 çocukla bir araya geliyorum bu hafta!

İlişki kurdukça büyüyor bağlarım, dokularım. 

Leyla’nın sorusuna da gelirsek eğer, hayır Leyla’cım ben artık çocuk değilim ama içimde tüm zamanlar var. Yaşımdan, yaptığım işten, yaşadığım yerden bağımsız bir şekilde tüm zamanları kucaklıyorum. Bazen 9, bazen 29, bazen 79 oluveriyorum. Bu sonsuzluk ve zamansızlık içinde kırmızı çoraplarımı da her yaşımda giymeyi diliyorum!