Sınırlar, sınırlar, sınırlar: duygusal sınırlar, fiziksel sınırlar, zihinsel sınırlar, çok ama çok zor bir alan, en azından yaşadığım coğrafyada. Bu sabah kan tahlili için gittiğim hastanede, kan tahlilini yapan hemşirenin elimi cinsel organına doğru dayamasıyla beraber kadın olarak sınırlarımızın ne kadar da çok ihlale uğradığı hakkında yazmak ihtiyacı yükseldi içimden. Evet, bu coğrafyada her türlü müdahaleye, her türlü tecavüz ve istilaya açık birer alan olarak görünen bedenlerimizden bahsediyorum. İnsan bedenlerimizden, kadın bedenlerimizden. Sorguluyorum, bazen sessizce, bazen sesli, bazen de dokunularak ugradığım taciz anlarını. Bu durumun sözel olarak uyarılarla çözülemeyecek derinlikte bir hastalık olduğunu bilmek de bir o kadar toplumsal olarak kültürümüzün cinsellik ve kadın meseleleri hakkında ne kadar sapık bir kültür olduğu bilgisiyle yüzleşmeme sebep oluyor. Cinselliğini gönlünce yaşayamamış, bastırılmış, sapıklaştırılmış onlarca erkek ile aynı şehirde aynı ülkede yaşamak, bunun kökeninin tamamen içinde yaşadığımız kültürün bir ürünü ve sonucu olduğunu görmek gerçekten kalbimi sıkıştırıyor. Sadece kalbim sıkışmıyor, boğazım düğümleniyor, midem bulanıyor ve sorular birbirini kovalıyor: nasıl bir sistemin içinde var olmaya çalışıyorum? Bu durum bir gün düzelecek mi? Bu güvensizlik, bu sürekli taciz edilme hali bir gün sona erecek mi? Yoksa suistimal edilmiş, çarpıtılmış bir din bilgisinin köklerini gitgide her bir köşeye saldığı, toplumsal kodların her geçen gün daha da muhafazakarlaştığı bu coğrafaya artık yaşanması zor bir hal mi almaya başladı? İçinde yaşadığım minicik halkaya bile sızabilen bu sessiz şiddet ve taciz her tarafı kapladığında hala burada olacak mıyım? Olmalı mıyım? Bu mucizeli dünyada kendim için seçtiğim coğrafya bana artık iyi gelmiyorsa, burada kalmalı mıyım? Tüm bu sorular ile beraber başladım yeni haftaya. Ellerim titriyor. O yüzden gitmiştim doktora. Ellerimin titremesini unuttum, mide bulantım ne zaman geçecek bunu düşünüyorum.

Bedensel, duygusal ya da zihinsel olarak sınırlarımın ihlal edilmediği bir düzen içinde yaşamak için dur demeyi öğreniyorum. Fakat bazen benim dur dememi beklemeyecek kadar sert olabiliyor ihlaller tıpkı bugün olduğu gibi. Belki de dur dememin gerekmeyeceği bir yerlerde yaşama vakti gelmiştir. Kim bilir? Belki de öyledir.