Sen düzeltilmesi gereken bir şey değilsin, ne bedenin, ne kalbin ne de zihnin. 
Onları sadece tanıyabilir, anlayabilir, hissedebilir, dönüşmelerine izin verebilirsin o kadar.
Evrenin minik bir yansıması olarak uyanıyorsun yaşama her sabah.
Her sabah, yaşamın öz enerjisini, bedenin üzerinden deneyimlemen için milyar fırsat sunuluyor.
Her sabah, bugünü tüm potansiyelleri ile deneyimlemeye niyet etmek mucizeli.
Beraberinde bir sürü ders, bir sürü hediye, bir sürü duyu ve hissediş geliyor.
Sen kocaman insanlık tarihinin bugünüsün. Ataların, evrimin, her şey, sen bu anı yaşa diye çalışmış.
Buradasın şimdi. Peki burayı nasıl deneyimlemek istiyorsun? Bir sürü duygu durumuna tutunup, duygularının her biri senmişçesine mi yaşamak istersin? Yoksa hepsini eşit ölçüde bırakıp dönüşmelerine izin vererek mi? Hangi yolu seçmek istersin? Mutlu bir anı avucunun içinde sıkı sıkı tutup, planladığın gibi gitmeyince, mutsuz bir ana dönüşmesinden ötürü ona sinirlenerek mi? Yoksa o en mutlu anını özgür bırakıp dönüşmesine izin vererek mi? Peki o en mutsuz anın ile ne yapmak istersin? En mutsuz anının en mutlu anından hiçbir farkı olmadığının idrakinde misin? Peki en mutlu anlarının, en mutsuz anların kadar geçici olduğunun?
İşte bu günler böyle günler. Bol seçimli, yollarda çatallar beliriyor sürekli, hangilerini seçtiğinin farkında mısın peki?
Nefes alıp verdikçe geçiyor her şey. Geçirgenliğini deneyimlemek ister misin?
Gelip geçenler arasında özüne süzülüp akan hediyeleri almayı peki?

Peki sahi, neden tüm çabanın sebebi?
Sence de bu soruyu sormanın vakti gelmedi mi?