Saturn’ün halkaları, beni nasıl da zorladı, tokatladı, dövdü, fırlattı, sağdan sola, soldan sağa, girmem için bir hizaya.

Harekatı 2015 yılında başladı. Karşıma çıkardığı ilk sınav sınırlardı. Dur dememi, hayır burası benim alanım, buraya adım atamazsınız, saygı göstermeniz lazım dememi gerektirecek bir seri olay yaşattı. Her birinden derin bir nefesle, odağımda ve merkezimde kalmayı kendime hatırlatarak çıkmaya çalıştım. Beni içeri soktu, doğum yaptım. Tüm çalışmalarımı sunabileceğim bir platform kurdurttu bana. Rheaworks, doğmuştu sayesinde. Tüm 2016 senesi boyunca yazdım, çizdim, çizdim yazdım. Sadece üretme dedi, paylaş, anlat. Eylül 2016’da, yeni bir katmana varmıştım. Bu sefer bu çok içine girdiğim inden çıkmam için savurmaya başladı tokatlarını. Çık dedi, böyle içerde olmaz. Güvenmen lazım kendine, güvenmen lazım hayata, bugüne kadar yapageldiklerine, seni bugüne kadar getirmiş olan deneyimlerine. Beni yaptı bir yönetici, koydu iki insanın başına. Dedi ki, şimdi kendi deneyimini muhafaza ederken, kendi içinden çıkacak, büyük resme bakacak, gerekli öğretmenliği sunacak sonra kendi içine döneceksin. Bundan sonra yaşamın biraz zoom in-zoom out döngüsü içinde geçecek. Büyük resme bakıp, küçük yollarda yürümeyi öğreneceksin. Biraz çıkıp etrafı izleyecek, sonra durman gereken yeri bilecek, adım atman gereken yeri de hissedeceksin. Bir kere artık iç sesini dinlemeyi öğreneceksin. Yoksa senin gibi bir ruha burada rahat yok. 

Çık ki, zamanı geldiğinde yeniden içeri giresin dedi. Çıkış o çıkış, önce İtalya’ya gittim, sonra iki kere Paris’e, iki kere Antalya’ya bir kere Bali’ye. Yolculukların ardı arkası kesilmiyordu. Bu saydıklarım sadece fiziki yolculukları. Ah bir de yol yol manevi yolculuk vardı. 

Artık Ocak 2017 olduğunda, saat en geç onda rüyalarda olan ben, bu sefer bir gece kuşu olmuş, eve girmek nedir bilmez olmuştum. Dışarıdaydım. Çok dışarıda hem de. Ne kadar çok konuşur, ne kadar çok hareket eder olmuştum. Bu hareketin kendisi bir konfor alanı yaratmış ama ben çok büyük gerçeklere kör olmuştum. Sınırlar, maddi ve zamansal sınırlamalarla artık Satürn son darbesini vurmuştu. Mayıs’ta, beni çok hasta bir anda köşeye sıkıştırdı, yanına oturttu. Bana bak dedi, dengen iyice şaştı. Neden kaçıyorsun kendinden bu kadar? Dışarıda kendini bulacağını mı sanıyorsun. Derhal içeri dedi, topla kendini, al pılını pırtını, al kendini gir içeri. Tüm bir kışı yaz gibi yaşadın, doğal döngüyü alt üst ettin madem, sana kış bundan sonraki altı ay. Otur, dur, az konuş, az ye, sus. Madem şehrine de yaz gelmiyor, sana da gelmesin. Sen kendine gel, kendine. Al eline yaratıcılığını, yarat, yarat, yarat. Tüketme, ne kendini ne de her yerden fışkıran anlamsız maddeleri. Üret. Tüm kaynakların bu evin içinde. Şimdi onlara bakma zamanı. Satürn son darbesi ile, beni öyle bir köşeye sıkıştırdı ki, kaldırdım kollarımı. Tamam dedim, nasıl istersen öyle olsun. Sen çok büyük bir öğretmensin. Aralık 2015’te hayatıma girdin. Girdiğinden beri ben başka bir benim. Gittiğinde ne halde olacağım merak içindeyim. Bana Fransızca öğrettin, onca yolculuktan geçirdin, büyüttün, beni yönetici yaptın, bana ilk inzivamı yaşattın. Bana onlarca yazı yazdırdın, binlerce çizim yaptırdın. 

Ve Satürn bana son darbesinde ayaklarım yere basarken göğe doğru esneyebilmem için kocaman bir hediye verdi. Hediyemi henüz saklı tutuyorum ama kalbim bir havai fişek misali. İç müzikler büyük bir çoşkuyla beni müthiş bir dansa davet ediyorlar. Hikayesi bol, heyecanı bol, kalp çarpıntısı, kelebeklenmesi bol zamanlar. 

Hoşgelsinler.

Satürn’ün halkaları meğer ki nelere hizmet etmişler.

 

Ne kadar da ürkütücüydü en başta.

Şimdi nasıl değişti bakışım ona.

Onu anlamaya çalıştığım an itibariyle

Dünya pek bir başka.

 

Şiir bile yazdırdı.

Artık daha ne olsun azizim.

İlham olsun Satürn sana da , sen de bak gerçekliğine. Seni içinden geçirdiği hallere. Al öğretisini eğil önünde.

Ben eğiliyorum.

Herkese mutlu dolunaylar diliyorum!