Ondan ayrıldığım sabah hayatımın en büyük kumarını oynadığımı henüz bilmiyordum. İçine 25 yıllık hayatımı sığdırdığım üç bavul ile beraber Üsküdar’daki evimde sessizlik içinde kalakalmıştım. O sabah iki saat sonra kalkacak olan Amerika uçağıma binmemem demek, evlilikten de dönmem anlamına geliyordu. Her şey bitmişti. Altı yıllık bir ilişkinin, evlenmeye ramak kala bir telefon görüşmesi üzerinden sona ermesi trajikomikti. O anda ise her şey oldukça dramatikti.

Şöyle bir konuşma geçmişti aramızda.

“Seni havalimanında karşılayıp yüzüne nasıl bakacağımı bilmiyorum. Aynada kendi yüzüme bile bakamıyorum. Çok kötü durumdayım. “ demişti. Uçağımın kalkmasından iki saat önce aramıştı beni. Tam iki saat önce.

“Korktuğunu biliyorum,” demiştim “ben de korkuyorum, ama evlilik bir uçurumdan paraşütle atlamak gibi, nereye düşeceğini, ne deneyimleyeceğini bilemiyor insan. Eğer benimle beraber atlayamayacaksan, şimdi söyle.”

“Evet” dedi, “Ben seninle atlayacak gücü bulamıyorum kendimde.”

“Peki o halde,” dedim ben de “Şu an itibariyle hayatında beni bir daha asla  görmeyecek ya da sesimi asla duymayacaksın. Her şey bitti. Sona geldik.”

Ve telefonu kapatmıştım. O anda donduğumu hatırlıyorum. O donukluğun erimesi senelerimi almıştı.

Amerikalı sevgilim evlilikten önce ayrı kaldığımız altı ay boyunca beni her gün aldatmıştı. Altı aylık ayrılığın ardından buluştuğumuzda hiçbir şeyin eskisi olmayacağını onu gördüğüm an sezmiştim. İlk sevişmemize onun derin iç çekişleri eşlik etmişti. O gece hayatımın en huzurlu olması gereken uykusu en huzursuzu olmuştu. Derin iç çekişlerin arkasında bir hikaye olduğunu kim olsa anlardı. Biliyordum, beni aldatmıştı, her halinden belliydi. Bugünden o güne baktığımda ne kadar büyük bir çaresizlik içinde olduğumu anlayabiliyorum. O an ise, büyük bir savaşa girmiş, sevgilimi, nişanlımı o kadına yar etmeyeceğimin kavgasını veriyordum. İçim paramparça dışım ise affetmiş görünüyordu. Kendini savunmasına dahi izin vermeden, hata yapmış olabilirsin demiştim, herkes hata yapar ne de olsa, önemli olan hatanı nasıl telafi ettiğindir.

İçimde sürekli dindirmeye çalıştığım, arada bir de ona yansıttığım öfke patlamalarının sonunda yorgun düşmüştüm. Bırakamamak, bağımlı olmak, onsuz yaşayamayacağını düşünmek, hatta onsuz öleceğini düşünmek böyle bir şeydi sanırım.

Onu bırakmak ne kadar zor olduysa, ondan sonra gelenleri bırakmak da bir o kadar kolay olmuştu. Donuk halim, hislerin içime nüfuz etmesine izin vermezken, en ufak bir his belirtisinde koşar adımlarla kaçar olmuştum erkeklerden de.

Nasıl bir kumar oynadığımı katiyen bilmiyordum.

26 yaşında dondurduğum hislerimin varlığını  31 yaşında yeniden hisseder hale gelene kadar unutmuştum.