Direksiyonda ben varım.

Araba kullanmasını bilip de süremesem de, ellerim dolu olsa da kendime o direksiyonun başına oturma şansını veriyorum. Çok iyi hatırlıyorum. Ayaklarım yanda duruyor. Gaz ve fren pedalları ile hiçbir temasım yok. Pedalların üstü bir şekilde kapalı. Sadece direksiyon var elimde o da ucuyla. Bir, iki, üç viraj dönerken kafa kafaya vermek üzere kaldığım arabaları atlatıyorum. Ama çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üç sıçrar, dördüncüsünde, tosluyorum beyaz bir arabaya hem de. Benim sürdüğüm/süremediğim araba kırmızı renkte. Arabanın içinde tüm ailem var. Ama en çok küçük kızı önemsiyorum. Sandviç oluyor araba, kırmızı ve beyaz birbirinin içine giriyor ama hepimiz sadece küçük yaralar ve bereler ile çıkıyoruz arabadan. 

En çok küçük kız için endişeleniyorum. Ellerinde biraz kan var, hiç konuşmuyor, bakışları donuk. Yaşı az çok beş. 

 

İşte o kız benim.

Bu kıza nasıl iyi gelebilirim?

Ne yapsan kendini daha iyi hisseder? diye soruyor şaman kadın.

 

Ona konuşabileceğini söylesem,

Ses çıkarırsa, ona zarar gelmeyeceğini,

Farklı düşünür ya da hissederse başına kötü şeylerin gelmeyeceğini, 

Onu sevenlerin, farklı olursa, onu sevmekten vazgeçmeyeceğini,

Yalnız kalmayacağını, 

Sesini çıkardığı sürece boğazının düğümlenmeyeceğini,

Yaralarının iyileşeceğini,

Her şeyin geçtiğini, iyinin de kötü kadar geçici olduğunu, o yüzden ikisine de pek tutunmaması gerektiğini,

Bir gün büyüdüğü zaman, hiç kimseden hiç bir şeyden çekinmesi gerekmeyeceğini,

Ama büyümek için bir sürü süreçten geçeceğini, çokça da rahatsız hissedeceğini,

Kendi ayakları üstünde durduğu sürece ona kimsenin karışamayacağını,

Kendi duygu ve düşüncelerine sahip çıkarsa, kimsenin onun karşısında duramayacağını,

Birisi karşısında durursa, kendinden şüphe etmesi gerekmediğini, 

Her şeyden önce kendi hislerini anlamak için çaba göstermesi gerektiğini,

Bazen onları ifade etmek için kelime bulamayacağını ve burda hiçbir problemin olmadığını,

Her bir hissini tanımlayamayacağını ama hislerini izleyebileceğini,

Korkması gereken hiçbir şey olmadığını, yaşamın onu her türlü kötülükten her zaman koruduğunu,

İyilik yaptığı sürece iyilik bulacağını,

Ama dünyada kötünün de var olduğunu kabul etmesi gerektiğini,

Kötüyü de en az iyi kadar kabul edebildiği sürece dengeli bir hayat yaşayabileceğini,

En büyük hazinesinin hisleri olduğunu, hislerini dondurması gerekmediğini,

Ağlamak ya da öksürmek yerine, elinden geldiğince kendini ifade etmeye çaba göstermesi gerektiğini,

Bazen düşündüğü, hissettiği veya yaşadığı şeylerin, bazı kişileri mutsuz edebileceğini, mutsuzluk seçiminin onların sorumluluğu olduğunu, onun bu durum karşısında bir şey yapması gerekmediğini,

Herkesi her zaman mutlu etmek zorunda olmadığını,

Ailede eksik olan dinamikleri kendini başka formlara dönüştürerek dengelemeye çalışması gerekmediğini,

Oradaki herkesin ondan hali hazırda büyük olduğunu, o dengeyi bulmayı gerekenlerin de onlar olduğunu,

Kimseye hiçbir şey borçlu olmadığını,

Ona zarar veren kişileri hoş görmek zorunda olmadığını

Söyleyecekleri şeyler insanları mutsuz ya da rahatsız edecekse, susması gerekmediğini, aksine tam da bu zamanlarda SINIR koymayı öğreneceğini,

Sınır koymayı öğrendiği zaman hayatta da, yetişkinlik döneminde de bu sınırların onun işine yarayacağını, 

Şu hayatta en büyük görevinin kendi sesini duymak ve mümkün olduğunca ifade etmek olduğunu,

İnsanın kendi sesini duymadığı zaman başkalarının hayatını yaşamaya mahkum olduğunu,

Bu hayattaki başarısının maddiyatla bir ilişkisi olmadığını ama maddi olarak özgür olursa eğer kendini çok daha iyi hissedeceğini, o yüzden her ne ile meşgulse, ne üretiyorsa elinden gelenin en iyisini yapması gerektiğini, 

Yüksek olan maneviyat duygusunun maddiyat ile dengelenmediği sürece onu hep üzeceğini,

Maddiyatı maneviyata, maneviyatı maddiyata devşirmeyi öğrenmesi gerektiğini, 

Işığını, rengini hiç kimse için söndürmemesi gerektiğini, 

Zamanını, enerjisini onu beslemeyen hiç kimse ile paylaşmaması gerektiğini,

Kendi enerji alanını, hikayesini ancak ona açık olan, onunla ilişki kurmak isteyen kişiler ile paylaşması gerektiğini,

Adımlarını atmadan önce düşünmesi ve plan yapması gerektiğini,

Hislerini anlamadan kimse ile paylaşmaması gerektiğini,

Hikayesini, onu hak etmeyen kişilere anlatmaması gerektiğini,

Ona iyi gelmeyen kişilerden uzak durma hakkına sahip olduğunu, bu kişilerin zaman zaman kendi ailesinden ya da yakın dostlarından kişiler bile olabileceğini,

Bu hayatta bir ışık kanalı olarak bulunduğunu, 

Görevinin bilgisini, ışığını, sanat-edebiyat-yoga gibi yaratıcı yöntemler ile başka insanlar ile paylaşabileceğini,

Ama fiziki olarak, insanlardan uzak kalmayı hissetme özgürlüğüne sahip olduğunu,

Hayatta her an her şeyin değişebileceğini,

Değişim geldiğinde korkması gerekmediğini, 

Değişim olmasaydı eğer, hep aynı katmanda yaşamaya devam edeceğini,

Eğer ki yaşamı farklı katmanları ile deneyimlemeyi ve kendini bu katmanlar içinde daha yakından tanımayı arzu ediyorsa, değişime de açık kalması gerektiğini,

Güvenin, planların bozulmaması ile bir ilgisi olmadığını, 

Her an her şey değişirken en büyük güven ve dayanağının kendisi olduğunu,

Kalbinin ve bedeninin kendisine emanet olduğunu ve onlara iyi bakması gerektiğini,

Kendisine bakmaktan, kendi elini tutmaktan hiçbir zaman vazgeçmemesi gerektiğini,

 

Yer küre ile gök kubbe arasındaki en önemli görevinin kendini anlamak olduğunu, çünkü bunu anladığı zaman başka insanların deneyim ve hislerine de açık kalma olasılığına sahip olacağını

 

söylerdim, 

diye yanıtladım. 

 

Bu son 6 ayda, kendi küçüklüğümü gördüğüm ikinci rüya.

İlkinde henüz bebektim, dün gece gördüğümde yaş beş.

Her ikisinde de, içimden ne kadar büyük bir öz şefkat yükseldi kendime doğru nasıl anlatırım bilemiyorum.

Çok büyük.

Çok güzel. 

Çok şanslı.

 

O küçük kızı duyup dinlediğim kadar özgür yaşıyorum sanki hayatı.