PANJUR

Panjurları vardı içine doğduğum evin. 3. kattı, başka da kat yoktu zaten o zamanlar genelde böyleydi ev dediğin. Panjurları vardı. Yağmurda şarkı söyleyen, mırıltısı hiç bitmeyen, ipleri hep eskiyen. Hayatimin 9 senesi, ilk 9 senesi geçmişti orda. Bugün, aradan neredeyse 20 yıl geçmiş. Yine aynı şarkı mırıldandı kulağıma. Tık, tıkı tık, tıktıktıkı, derken ışınlandım o küçüklük zamanıma. Zinciri olan kapıya babam işten eve gelir gelmez koşuşuma. Annemin zorla içirdiği sütleri balkondan aşağı atışıma. Ablamın sürekli beni odamızdan dışarı atışına, ranzaya, super mario oynadığım yeşil ekranlı bilgisayara. Hediyeleri sabırsızlıkla beklediğim dogum günü anlarına. Dostlarıma, o zaman minik dostlarıma. Kaküllü saçlarıma, adımın sahibinin kucağına oturmalarıma, sarı battaniye altında izlediğim televizyonlara. Ama her seyden çok o sıcaklığa ışınlandım bu akşam. Tık tıkı tık tıktıkı derken panjurlar, sadece dışarıdaki manolya ağacına baktım. Kulağımda eskinin tatlı şarkısı. Durdum dinledim, şükranla.