1 Mayıs ile 7 Mayıs arasında ne kadar da büyük bir fark var. Bunu elbette, yepyeni bir kentin icinde zaman geçirdiğim icin anlıyorum. İnsan, zaman içinde, bulunduğu kente kör bir gözle bakmaya başlarken, yeni bulunduğu bir yere de o kadar açık gözlerle bakıyor sanırsam. Elbette, burada şehrin hiç de turistik olmayan bir bölgesinde bir deneyim yaşadığım için bu değişimin bu kadar da çok farkına varıyor olabilirim. Normal şartlarda dokuz buçukta uykuya hazır bir hale geliyorum. Çünkü gündüz benim icin çok katmanlı bir yer. 6 civarlarında uyanmaya başlıyor bedenim, yedide artık yataktan kalkmaya hazır, sekiz buçuk itibariyle de hayata karışmaya. İçine karıştığım hayat benim icin çok yoğun bir deneyim. Bu deneyimin içinde dün akşam tanıştığım Fabio ise gerçekten Napoli’ye bakışımda yepyeni bir perspektif kazanmama sebep oldu. Fabio, Cumartesi günü tanıştığım Lulu’nun arkadaşının arkadaşı. “Sen de çocuklarla çalışıyormuşsun.” dedi beni görür görmez, benim hakkımda edindiği ön bilgilerden yola çıkarak. “Evet” dedim, “ Çok uzun bir zamandır çocuklarla çalışıyorum.” “O zaman” dedi “yarın göçmenlerle yapacağım atölyede bana yardımcı olmak ister misin?” “Elbette” dedim. Herhalde yeni bir kentte insanın kendini evde hissedebilmesi için gerekli olan her şey olmuştu o ana kadar: kan verdim, dövme yaptırdım, kuaföre gittim, anne yemeği yedim, fırından ekmek aldım ve son olarak da birisi beni çocuklarla calışmaya davet etti. “Elbette.” dedim “ kaçta, nerede olmam gerekiyor söyle yeter.” Dün gece yatağa uzanırken, Kasım sonundan beri, dışarıdan gelen hiçbir teklife bu kadar heyecanlanmadığımı fark ettim. Ama işin garibi yine dün sabah, büyük bir çalışma atesi ile uyandım. Kasım sonundan beri varımı yoğumu bir ay sonra çıkacak olan kitabıma, çok sevdiğim grafik tasarımcısı arkadaşımın desteği ile yarattığımız projeye akıtıyorum. Dün sabah, evet dedim, başlıyoruz yeniden, su ana kadar yarattığım şeylerin yanısıra yeni sorumluluklar almaya, yeni platformlarda kendimi yeniden keşfetmeye hazırım. Bunun üstüne Fabiano’nun beni atölyesine davet etmesine şaşırmakla beraber bir yandan da hiç şaşırmadığımı belirtmek isterim. Çünkü yaşam böyle bir şey. İnsan durup sustuğunda neye artık hazır olduğunu hissedebilmeye başlıyor. Hislerini hissedebilmeye başladıkça da cevresindeki, uzak ya da yakın, tanıdığı ya da tanımadığı birçok insan onu hissediyor ve onunla iletişime geçiyor. Son birkaç aydır, kendi kendimle olan sessizliğim ve muhabbetim arttıkça her şeyin nasıl hizalandığını fark ediyorum. Bu yazıya aslında bu akşam üstü Fabiano’nun atölyesine giderken ve oradayken hissettiklerimi anlatmak icin başlamıştım. Saat 9:30 oldu lakin, uyku çanları çaldı. Sanırım yolculuk da atölye de yarına kaldı.