Hayallerim ile gerçekliğin çarpıştığı bir gün yaşıyorum. Oldukça sıkışık. İçinden çıkabilmek için her şeyi tekrardan yazmam, çizmem, her şeye bir kere daha bakmam gerekti. Sıkışmam için bir nedenim olmadığını fark etmek ise beraberinde kendiliğinden geldi. 

Peki bu zamansızlık hissi nereden çıkıp gelivermişti? Sanki bana ait olan bir zaman vardı da, geçiyordu da ben tutamıyordum, o da bana yetmiyordu? Bu yanılsamaya hangi noktada girdim, beni nasıl bir gün içerisinde bu kadar içine çekti bilemiyorum. Bildiğim tek bir şey var ki, o da heyecan duyduğum aynı anda yapmak istediğim pek çok şeyin olduğu. Bu pek çok şeyin hepsi bugün bir çorba oldu ve üstüme döküldü sanki. Bir kısmı başıma, bir kısmı kalbime, bir kısmı da eteklerimin ucuna. Kaplamışken her tarafımı tek çıkış yolunun bazı şeylerden vazgeçmek olduğunu fark ettim. 

Mesela bazı yerlere gitmekten vazgeçmem, bazı cumaları da dersimi vermekten vazgeçmem gerekiyor ki orta yolda buluşalım. Evet ah işte o orta nokta. Bazen o ortanın da ortasında geçiyor günlerim, haftalarım, aylarım, bazen de tıpkı bugün gibi deli danalar gibi koşarken buluyorum kendimi bir uçtan bir uca. Günlerin, takvimlerin, hayallerin, tatil planlarının, misafirlik programlarının içinde bir bakmışım şu an uçmuş gitmiş saklanmış en kuytu köşelere. 

Bu akşam böyle bir akşam işte, kendimi şu ana davet etmekte zorlandığım zamanlardan bir tanesi. Zihnim çok aktif, arzularım beni o çorba gibi ele geçirmiş vaziyette. 

Ama durun! Durum o kadar da vahim değil, yazarken bile adım adım dönüyorum nefesime. Tık tık klavyenin sesi bir yandan kulağımda, nefeslerim burun deliklerimin içinden girip çıkmakta. 

Sanki bir kara deliğin içinden adım adım çıkar, bu güne şu ana gelir gibiyim. 

Şu anda, şu saniyede olan hiçbir şey yok. Her şey yerli yerinde, sağlığım yerinde. Çorbaya dönüşen her şey ise gelecekte, varlıklarını geçmişten alan ve geleceğe doğru yol alan bir kutu dolusu arzu. 

Ah arzularım, iyi ki varsınız, beni bazen uykumdan uyandırıp sallayıp bir köşeye atıyorsunuz, tıpkı bugün gibi. Sizden sonra, bu kara deliğimsi, insanı içine çeken günlerden sonra hayat hiç aynı olmadı bugüne kadar. 

Arzuların ortadan kalktığı bir yer de var biliyorum, zaman zaman oralarda da vakit geçiriyorum ama bu günün o günlerden biri  olmadığı kesin. Şimdi yazmayı bırakıp içinde kaybolmaya gidiyorum nefesin. Kara delikler, arzular ve nefes, hayat sen ne acayip şeysin!