Planladığın şeyler, planladığın gibi gitmediği zaman hayata nasıl tepki veriyorsun?

Bu sorunun yanıtı, sanırım bir şeyi ne kadar çok arzu ettiğin ile çok alakalı. 

İnsanın arzu seviyesi yükseldikçe, değişiklik karşısındaki esnekliği de bir o kadar azalıyor. 

İnsan “yaşam nehrinin içimden akmasına izin veriyorum” derken, her zaman iyi hislerin akmasını bekliyorsa eğer, büyük yanılgı içinde. Çünkü nehir her zaman usul usul, tatlı tatlı akmıyor yaşamda. 

Kimi zaman yoğun ve büyük duygular ile akmaya başlıyor. Özellikle de böyle zamanlarda insan andan uzaklaşıp planlarının peşine düştüğü zaman büyük hayal kırıklıkları ile baş başa kalıyor. 

Anın içinde sadece “olan” var, meditasyonun sürekli “olan ile kalmak”tan bahsetmesi de aslında bu yüzden. Bunu, bizi, hayal kırıklığına uğramaktan kurtarmak için yapmıyor. Aslında “gerçeğin” hayal edilenden her zaman farklı olacağını, “olan”ı görerek, gerçeklik hali ile çok daha sıkı bir ilişki kurabileceğimizi anlatmaya çalışıyor. Aslında “an” ile ilişkimiz “dünya” ile olan ilişkimizi de fazlasıyla etkiliyor. 

Evet buraya nereden mi geldik? Boğazımdaki düğümden. 

Kendimce yaptığım plan değişikliklerini, dünya hallerinin geriye kalan kısmından ayrıştırıp, sırf o değişikliği yaptım diye diğer her şeyin benim istediğim, arzu ettiğim gibi akacağını varsaymamdan buraya geldik. 

İnsanın benlik araştırmasının, “en küçük” hareketlerin, “en büyük yankılar” yarattığı safhaları var. Sembolik olarak, dünyada, etrafımızda gördüğümüz, yaşadığımız, deneyimlediğimiz her şey, gerçekten de büyük bir yansımamız. Olan her ne var ise, kendimiz ile biraz daha samimi bir ilişki kurabilmemiz için. Etten tırnaktan insanlarız en nihayetinde. O uyanıklığı, farkındalığı her an muhafaza etmek mümkün olamayabiliyor, tıpkı şu anda boğazımdaki düğümün bana hatırlattığı gibi.

Bununla ilişkili olarak, iki kişi arasına giren en büyük engelin, bu iki kişiden bir tanesinin kendisi ile dürüst, samimi olmayışı ve kendisini anlama, dinleme çabasından uzaklaşmasından kaynaklı olduğunu hissediyorum. 

Yani aslında, ikili ilişkilerimizde bir kişinin bize nasıl davrandığından çok, kendisine nasıl davrandığını gözlemlememiz o kişinin bize de nasıl davranacağı konusunda büyük ipuçları veriyor. 

Bu bağlamda, planladıklarımız planladığımız gibi gitmediğinde, bazı zamanlarda mutabakata varamadığımızda, kendimize nasıl davrandığımız çok ama çok önemli bir konu.

İç bakış, iç gözlem denen alan için, mutabakatta olunmayan anlar aslında mücevher değerinde. 

Ortalığı yatıştırma çabası içinde başkalarını mütemadiyen hoş görmek, kendi hislerini bir başkasının hislerinden daha önemsiz görmek, kendinden önce başkalarının duygu ve düşüncelerini dinlemek, işte bunların hepsi bizi bizden, dolayısıyla da ilişki kurduğumuz kişiden uzaklaştırıyor.

Bu sabah, rüyamdan bir kelime ile uyandım.

Sevdiğim bir yoga hocam vardı rüyamda. “Sen kalpten bacaklısın” diyordu bana. 

Bunun dışında onlarca cümle kuruyordu aslında ama tüm cümlelerinin arasından bir bu kaldı sabahıma.

Rüyadan “kalpten bacaklı” kelimesi ile uyanmamın hemen ertesinde kalpten bir sürü duyguyu yaşayacağımdan elbette habersizdim.

Planladıklarımın değişeceği, kalbimin kıvranacağı, sıkışacağı, beni binbir duygu, düşünce ve anıdan geçireceğinden hiç bir haberim yoktu.

Ama ne de doğruydu kalpten bacaklı olduğum.

Kalbinden bacaklar çıkmış bir insan evladı olarak yürüyorum yer kürede. 

Bu benim hem en değerli hem de beni bu hayatta en çok zorlayan özelliğim. Bu nedenle, kalbimden dökülenleri, boğazımı düğümleyenleri duymak ve görmek en önemli görevim.

Ben duydukça bacaklarım da adımlarını kalbimle hizalı, doğamla dengeli yerlere doğru atabiliyor.

İşte bazen de, hizadan çıkınca bir güzel hatırlatıyor. Varsayımlar, değişen planlara karşı verdiğim değişmez tepkiler, beni kalbimden ne kadar da uzaklaştırıyor. 

Tekrar ediyorum içimden.

Ben değişen, dönüşen, organik, capcanlı bir canlıyım.

Benimle beraber çevrem de, çevremdeki gerçeklik de değişiyor.

Daha dün arkadaşıma peşi sıra söylediğim cümleleri bugün kendime tekrar ediyorum.

Zira bu cümleler, eğer ki kaotik anın içinde hatırlanabiliyorsa, tüm deneyim de yeni bir katmana taşınma fırsatı buluyor. 

Kalbimden çıkan bacaklarımla yürümeye devam ediyorum.