Fransızca dersimden çıktıktan hemen sonra yolda yürürken, beş aydır öğrenmekte olduğum bu dili düşünürken pştt diye bir ses durdurdu beni. Kafamı kaldırdım, görüşüm biraz bulanık, aklımda sadece beş aydır öğrendiğim dilde ne kadar da çok yol kat ettiğim var. Naber dedi, çok sevgili hocam, Şeyma, ah Şeyma dedim bilemezsin, dışımdan çıkan bu oldu ancak, ama ses içerden devam etti, “hiç bakmıyorsun yolların başlangıcına”. Sıraselvilerde ev yemekleri yapan bir restoranın kapısının önündeki, Şeyma’nın karşısındaki boş sandalyeye çöktüm sarıldıktan sonra. Nasılsın? dedi. 

“Ah” dedim. “Bilemezsin, nasılım. Azın çok olduğu, az konuşup, az yediğim, içeriye davet edildiğim bir zamandayım. Mevsimlerden neredeyse yaz ama içerdeki mevsim o kadar başka ki! Her birimizin içi başka bir mevsim. Ocak’tan beri, başlayan ve biten bir ilişki, Fransızca, müze, Bali, Antalya derken kış ve ilkbaharı yaz gibi yaşamış olan ben, Mayıs gelip çattığında sonbahara girmiştim bile. Dünyanın iki küresinde yaşanan farklı mevsimlerin ötesinde bir de insanın kendi iç mevsimleri varmış, bunu der bunu anlatır yaşam bana durmaksızın. Herkes ve her şey gir içeri, şu topladığın ilhamları, al koy yaratımlarının içine, yarat, yaz, çiz, elindekilerin tozunu al, temizle, bak içerdeki hazinelere, buzdolabına, erzak dolabına, kıyafet dolabına, kitaplığına, takılarına, bak elinde ne kadar çok malzeme var. Onları havalandır, değerlendir, gör, içeriye dönen gözlerinle yaz, çiz. Az konuş, az yap, çok ol. Savurganlığını bir kenara bırakıp ölçülü olmayı öğren. Sözünü, elini, kolunu, kelimelerini, bedenini, mideni, gözlerini, ayaklarını ölçülü kullan. Azın içindeki çoğu, çoğun içindeki azı görsün gözlerin. Gör ki, büyü. Işık dolsun yarıklardan içeri, sessizliğin merhemi olsun açık yaralarının, yaralarından kendi ışığın sızsın, içine çevirdiğin o eşsiz ışığın. Kendine ol arkadaş, kendine ol ışık, kendine ol merhem, kendine ol tanık. Ol ki, azın içindeki çoğu görsün gözlerin. İç kaynaklarını, hazinelerini, mevsimlerini bilesin. Bil ki, büyüyesin. Senden dışarıdaki dünyanın bilinmezliğini öğrenmeye niyet etmişsin, kendi bilinmezliğine peki teslim olabilir misin?”

Bir de, “yoga bir başka oldu Şeyma” dedim. “Meli-Malı’ları bıraktığım bir zamandayım. Yoga matın pek ötesinde yaşamın her bir metrekaresine sızıverdi. Oturduğum koltukta, yaptığım rehberlikte ve atölyede, yazdığımda, çizdiğimde. Şu anda burada. Fizikte ise, arada bir su içer gibi kana kana. Eve nasıl girip, nasıl soyunduğumu bilmiyorum Şeyma. Çat diye seriveriyorum matı yere, böyle bir genişleme, böyle bir açılma, her gün yoga yaptığım zamanlarda dahi olmazdı. Her ne oluyorsa ama, ne kadar mucizeli bilemezsin. Yoga ile ilişkim her gün dönüşürken, bütün bu askeri disiplin, kaide ve çerçevelerden uzaklaşmış olmak ne kadar özgürleştirici. Yoganın mat ile sınırlı olduğu, saat tutup her gün bu alanda ne kadar çok vakit geçirdiğimi ölçtüğüm, geçirmediğim vakitlerde suçluluk duyduğum, yogayı matın üstünde bir takım hallerden geçmek olarak gördüğüm zamanlardan sonra, nasıl bir özgürleşme, nasıl bir coşku, nasıl bir bütünleşme, nasıl bir kucaklaşma, ah nasıl bir birleşme bilemezsin.” diyiverdim bir çırpıda.

Yaz bunları dedi Şeyma. Eve geldim ilk iş oturdum bu yazıyı yazmaya.

Ben sustukça kelimeler hücum ediyor yüzeye. Kapımı çalıyorlar, biz buradan çıkmak istiyoruz diye diye. Bugün düşenler, dünden gelenler, hepsi sıra sıra dizilmiş beklemede. Bir yıl, beş yıl, on yıl, yirmi yıl, otuz yıl, otuz bir yıl ötesinden gelenler var. Yılın ilk yarısı bunca dışarıda olmanın verdiği sabırsızlıkla, her geçen gün biraz daha sesli çalarken onlar kapımı, ben de onlara önümüzdeki altı ay hepsi için kapılarımın açık olduğunu fısıldıyorum. İlkbahar, yazdı geçtiğimiz altı ay madem, sonbahar, kış oluversin geriye kalan altısı da. Dönsün bakışlar içe, adımlar yavaşlasın, sesler kısılsın iç sesler duyulabilsin diye. Yarıklardan içeriye ışık sızsın. İçime dönen ışık karanlığımı aydınlatsın, yoluma düşen herkes ve her şey de bu aydınlıkla kucaklaşsın. Bir yeni aydan diğerine, ay dolup boşalırken ve dünya raksına devam ederken, ben de evime döndüm.

Sor bakalım sen de içeriye, orası mevsimlerin hangisinde?