HOŞÇAKAL 2007 AH PARDON 2017

Kentli şaman bir arkadaşım var. Bundan birkaç ay evvel, herkes 2017 yılı sonlanıyor sanıyor ama aslında 2007 yılı koca bir on yıl sürdü, henüz onu tamamlıyoruz dediğinde önce anlam verememiştim ama şu anda dediği şey çok anlamlı geliyor. 2007 yılı benim için çocuklarla çalışmaya başladığım bir seneydi. İstanbul Üniversitesi’nin karanlık Edebiyat Fakültesi’nin amfileri ve koridorlarında tüm yaşam enerjimi yitirirken, aslan ayaklı babaanne masasının üstünde İngiliz Dili ve Edebiyatı çalışmak en büyük heyecanımdı o zamanlar. Zaman geniş, yaşam edebiyat üzerine kurulu, daha çok yazmak ve okumak ile geçiyordu. Üsküdar’dan Eminönü’ne bindiğim vapurlar, inip Laleli’de bindiğim tramvaylar, yanımda oturan her ırktan bavul tüccarları ile beraber yuvarlanıp gidiyordum. Liseli yıllarda alkol tüketimim çok uç seviyelerde olduğu için alkol içemez bir halde, gece hayatından uzak inzivai bir yaşam sürüyordum. Derken 2007 yılının yazında hayatımda ilk defa Robert Kolej’in yaz kampında çalışmaya başlamış, neşe nedir, yaratmak nedir, coşmak nedir, dans etmek, bağırmak, çağırmak, çocuklarla çocuk olmak nedir bunun keşfine varmış, hayatımdaki eksik renkleri gözlerim teker teker görür olmuştu. Yıl 2007, bundan tam 10 yıl önce 21 yaşında iken, çocuklar bana başka bir hayatın mümkün olduğunu göstermişlerdi. Kanımı emen edebiyat profesörlerimin kollarımdan beni çekerek, araştırma görevlisi olmalısın bizim bölümümüzde demelerinin üstüne, hadi canım ordan, beni kimse o soğuk binaya hapsedemez deyip, tropik bir kuş misali özgürlüğümü Robert Kolej’in sanat atölyesinin başına geçerek kutlamıştım. Tam altı sene her yaz çalıştım. Üniversite ikinci sınıfın yazından mezuniyetime ve ardından da dört sene daha. Robert Kolej, büyük bir aydınlanma yaşamama, yeteneklerimi keşfetmeme olanak sağlamıştı. Sanat atölyesine gelen counselorlara fikirler veriyor, çocuklar ile kilden heykeller yapıyor, fırını çocukların yaptığı binbir çeşit heykel ile doldurup onların bazen dönüşümlerini, bazen yok oluşlarını izliyor, sanatın beni davet ettiği süreci izleme hikayesine dalıp gidiyordum. Seneler geçti, derken bir okul sonrası programı tasarlamaya başladım çocuklar için, iki sene boyunca her hafta başka bir konu üzerinden çocuklara dünya kültürleri hakkında atölyeler sundum, sonunda kendimi bir müzede bulduğumda bundan önce yaptığım tüm sanat tarihi okumaları, dünyanın dört bir yanına yaptığım seyahatlerdeki müze deneyimleri, çocuklar ile sanat üretimine dair keşfettiğim bir sürü deneyim bir araya gelmiş ve bana yepyeni ama bir yandan da çok tanıdık bir çatı altında sanatı ve çocukları yeniden tanımam, tanımlamam, araştırmam için bir platform sunmuştu. Yıl 2013’tü müzede çocuklar için sergi deneyimleri tasarlar bulmuştum kendimi. Yolculuk 2017’nin Kasım ayının sonuna kadar sürerken, Kasım henüz bitmeden bu sefer Füreya Koral Retrospektif Sergisi’nin küratörleri bana yeni bir davet sunmuş, ayağımın tozu ile bu sefer tek başıma yola koyulmuştum. Artık tek başına yol alma vakti gelmiş, işbirlikleri kurma, bu on yıl içinde kazandığım deneyimleri yeniden ele alma, yeni üretimlerde bulunma ve bağımsızlaşma dönemi başlamıştı. 2007 yılı gerçekten de bugünlerde sona eriyordu. Ne yıldı ama, içine on yılı almış, bu sene tamamlanmaya karar vermişti. Nisan/Mayıs aylarında çıkacak olan ilk çocuk kitabımın heyecanları, Füreya için ürettiğim içeriğin heyecan verici geribildirimleri ile başlayan yeni yolda farklı sergiler için eğitim içerikleri tasarlamak, rehberlik etmek, küratörler ile birlikte oturup düşünmek, yoga inzivaları düzenlemek, mini stüdyomda dersler vermek ve yeni kitaplar yazmak için müthiş heyecan duyuyorum.

Tüm iniş ve çıkışları ile birlikte bu senenin sunduğu o kadar çok öğreti var ki! 

En büyüğü ise insanın şu hayatta iç kaynak ve hazinelere güvenmesinin ne kadar önemli olduğu. İçinde bulunduğumuz eğitim sistemi, aile düzeni, kültürel yaklaşımlar bireysel deneyimlerimizin ne kadar önemsiz ve değersiz olduğunu dile getirirken, bizlerin kendimizin elinden tutup, hayır öyle değil demesi çok ama çok önemli. İnsan her bir deneyimini, her bir yeteneğini, her bir kendine öz halini sahiplenmediği sürece ne ışığı parlıyor, ne de yaşama hak ettiği değeri veriyor. Yukarıda kısaca anlattığım yolculuk her birimizin kendi geçmişine böyle bakabilmesi için. Herkeste benim anlattığım hikayenin eminim ki bir parçası var. İş ki kendi özgün varlıklarımızı kutlamayı, onu doğru değerlendirmeyi, ışığımızı parlatmayı, içimizi temiz tutmayı bilelim.

2018 yılının bambaşka bir yıl olacağı aşikar.

Ben heyecan ve umut doluyum.

Bir dönem kapanırken, yeni bir dönem başlıyor.

Yaşam hediyelerini sunmadan önce birkaç ateş çemberinden, birkaç sınavdan geçmemizi isteyebiliyor.

Zira bu sene benim için de bol sınavlı, tüm bu on yılın tortusu her ne varsa onu kazıdığı, temizlediği bir yıl oldu.

Görev belli.

Işığı her daim parlatmak.

Pırıl pırıl bir yıl olması dileğimle bu yılın son yazısını kocaman açık bir kalple sonlandırıyorum.

Başımı kalbime eğdim, bu yazıyı okuyan kalbi selamlıyorum.