gökler gürlüyordu.

sabahın sekizi sanki gecenin dibiymişçesine karanlıktı.

gitgide kararıyordu ortalık.

güneş terk etmeye mi karar vermişti acaba istanbulluları.

şimşekleri mi uygun görmüştü bugün bizlere.

bu kadar aydınlık gösterdim size, görmüyor gözünüz alın size karanlık belki burada açılır gözünüz mü demek istiyordu.

kapkaranlık bir güne uyanmıştı tüm istanbullular o sabah.

yağmur temizle beni dedi kadın.

karanlığın içinde otururken.

yağmur temizle beni.

gereksiz ne kadar düşüncem, endişem, korkum varsa hepsini temizle.

yersiz ne varsa uçur götür, yok et selinin içinde.

gerekli ne varsa tutunsun sıkı sıkıya köklerine.

iç ses yanımda kal dedi kadın.

seni duyduğum sürece tamamım.

gökler kızgındı o sabah.

sanki tüm ülkenin elektriği istanbulluların göğünde toplanmıştı.

ateş vardı göklerde. ateş vardı kalplerde.

kör olmuştu gözler, sağır olmuştu kulaklar, uyandırmak istemişti insanları gökler de.

ah hava.

ah su.

ah ateş.

ah toprak.

 

ah toprak.

31 yıllık yaşantımda ilk defa ayağımın altında hissettiğim toprak.

sulan.

sulan ki sen, ektiklerim filizlensin.

filizlensin ki ben de daha ben olabileyim.