Çok güzel bir insan tanıdım dün akşam. 

“Erken bir saatte uyursam, hayatı kaçırmaktan korkuyorum.” dedi. Gülümsedim.

“Geç saatte uyursam, daha az rüya görmekten korkuyorum.” dedim. Gülümsedim.

Gece on ikiyi geçmişti. Benim için bal kabağına dönüşme saati. Rüyalarımı yatakta bırakmış, dans ediyordum. Çok güzeldi orada olmak, dans etmek, biraz da olsa içki içmek, hepsi çok güzel. Kaçan yok göçen yok, ne rüyalarda ne de sosyal hayatta.

Sonra insanoğlunu düşündüm, güneşin çocuklarını. Bir güneş patlamasının sonucu, kendini dünyada bulmuş bizleri. Neden bu kadar telaşlıyız dedim. Kaçan ne? Yakalamaya çalıştığımız ne? Tutmaya çalıştığımız ne? Tam da tutulma mevsiminde, zangır zangır titretiyor kozmos dünyalıları. Salla diyor, dökülüyorsa elinden bırakacaksın demek, tüm bu sarsıntıya rağmen tutunuyorsa sana, bak ona o halde biraz daha. Salla diyor eteklerini, gereksiz ne varsa dökülsün gitsinler. Kalsın geriye koca bir boşluk, doldurman gerekmeyen ama zaman içinde anlamlı bir sürü farklı deneyim ile dolacak olan o boşluğa bir süre bak. Kal orda. Kaçan yok, göçen yok, bolca rüya, bolca düş var. Gündüzü başka, gecesi başka düşlerin. Her biri farklı bir tatta. O boşlukta hayal etmenin, o boşlukta oyun oynamanın, o boşlukta boş boş salınmanın da tadı pek bir başka. Yalnızlaşıyor muyuz acaba diye sormadan edemiyorum. Kaçırma korkusuyla, kendimizi dışarıya ata ata, içeriye bakmaya bakmaya, öncelikle kendimize yabancılaşıp sonra ilişki kuramaz hale mi geliyoruz acaba? Yapmak hali içinde kendini avuta avuta, tek bir boşluk anında aklını mı yitiriyor insan acaba? Boşluk ile karşılaştığı anda kendini de alıp kaçası mı geliyor yoksa orada kalıp salınmaya mı başlıyor, bir sağa bir sola, gündüz düşlerine, gece düşlerine gide gele, kendini mi tanıyor yoksa? 

 

Belirtmem gerekir ki, rüyalar bambaşka bir hal aldılar bu günlerde. En geç onda kendini yatakta bulan zihnimin bilinçaltı ile ilişkiye girdiği mucizeli bir yer olmaya başladı rüyalar. Her gece başka bir korkum, her gece başka bir endişem, her gece başka bir bastırılmış tarafım, her gece başka bir kodlanmışlığım ile karşılaşmak hayret verici. Yüzeyde, bilinçte olan bitenler, rüyada nasıl da farklı şekillere bürünüp özgür kalıyorlardı halbuki. Ben ne kadar katmanlı bir varlığım halbuki. Koşa koşa yatağa gidişlerim, kendimi rüyalara teslim edişlerim boşuna değil. Yüklendiğim tüm gündüz enerjisi, gecelerde bilinçaltımın gizli dehlizlerinde yolculuğa çıkacak, her sabah yeni bir bilgi ile uyandıracaksa beni, nasıl koşmayayım rüyalara. 

 

“Erken bir saatte uyursam, hayatı kaçırmaktan korkuyorum.” dedi. Gülümsedim.

“Geç saatte uyursam, daha az rüya görmekten korkuyorum.” dedim. Gülümsedim.

 

Çok güzel bir insan tanıdım dün akşam.