Koşarak geldiğim evim. Serdiğim mat. Üzerine oturduğum minder. Pencereyi açışım. Derin derin nefesler alıp derin derin nefesler verişim. Yaptığım seçimlere tanıklığım. Tanıklığımla hemhal oluşum. Açık pencere, bağdaşta bacaklar matın üstünde. Omurga uzun. Zihin aktif. Şu anda ne hissediyorum. Ah mata koşmak ne güzel. Ne kadar uzun zamandır koşarak gelmemişim, sürünerek gelmişim. Meli-malıların peşinde kaybolmuş gitmişim. Şu anda nerdeyim? Gerçekten ne oluyor? Pek içmediğim alkol iki kadehte bedenimde nelere sebep oluyor? Matın üstünde bacaklarım, minderin üstünde oturma kemiklerim, hepsinin üstünde omurgam, omurga hattımda kalbim. Kalbim ne alemde? Hareketli. Sıcak. İçinde sonsuz devinim. Sıcaklığı çenemde, çenemin hemen altıyla kalbimin arasında gidip gelen bu sıcaklığa yerleşmeyeli ne kadar uzun zaman olmuş. Ah ne güzel yermiş burası, ben nerdeymişim? Öne katlandım. Ayaklarımın, ayak bileklerimin üstü zeminde. Ne derin yer burası böyle. Sadece ayak bileklerimin üstünden bahsediyorum. Sokaktan geçerken hapşıran adam, adamın iç organları. Zihnimizin dehlizleri, labirentleri. Bütün bu düşünsel, duygusal, bedensel deneyimlerimin içinde ben nerdeyim? Biraz Hindistan’da (kokularla), biraz İstanbul’da (bedenimle), biraz sonsuz boşlukta (ruhumla). Ah. Hayat. Nefes alıp verdiğim sürece var. Nefes alıp verdiğim sürece varım. Nefes alıp verdiğim sürece, iki kadeh şarapta sarhoş olayım.