Bugün 1 Eylül. Yeni ay ve aynı zamanda tutulmalar zamanı. Dünyanın güneş etrafındaki turlarının meyvesi,  şimdi de sonbahar var sepette. İster istemez aklım gidiyor diğer Eylül’lere. Bir okul telaşı, bir hazırlık zamanı. Peki artık okula gitmiyoruz hala hazırlıklarımız var mı? Yoksa fark etmiyor mu değişen aylar, değişen mevsimlerle beraber içimiz dışımız? Mümkün mü değişmemek? Bence imkansız. Bu bir eylül gününde benim için ne gibi yenilikler var, nelerin tohumlarını ekeceğim ki zamanı geldiğinde büyüsünler, bunun peşindeyim. Neleri bıraktım yarı yolda, neleri ele alsam iyi olur biraz bunun muhakemesi. İlk sırada işim bir cetvelle. Ölçüp biçme zamanı, neler çizdim, hangi boyuttalar, bu çizimleri almak isteyen kişilere acaba en güzel nasıl sunabilir, nasıl iletebilirim? Nasıl bir titreşim yayacaklar hayatlarına girdikleri insanların? Onlara neleri hatırlatacaklar? Ben nasıl hissedeceğim, merak içindeyim. Bir tezim var, üzerine çalışmaya başlayacağım, bahar aylarında artık teslim edeceğim. Ve müzede yepyeni bir görevim var, kalbimi çarptıran, yeni insanlar, beraberimde çalışacak yeni insanlar, onlarla keşfedeceklerim, bana dair içimde henüz gün yüzüne çıkmamış her ne varsa. Bu günlerde bunu çok düşünüyorum, düşünmekten öte hissediyorum: her bir etkileşimle kendimi ne kadar da çok tanıma fırsatı buluyorum. Her bir temas, içimdeki tanımadığım renkleri nasıl da ortaya çıkarıyor. Her bir göz göze geldiğim insan “ben”e varma yolunda ne kadar büyük ışık. Sonra çevremdeki güzel insanları düşünüyorum bazen, yürüdüğüm yolda bana eşlik eden, eşlik etmekle kalmayıp bana beni hatırlatan, unuttuğumda bir dakika şurayı atlıyorsun diyen. Ne şans. Ne şanstır ki değişen mevsimlere tanıklık ederken, değişen ben’e de tanıklık edebilmek. Uyanabilmek heyecanla her yeni sabaha, acaba bugünün öğretisi ne olacak diye. Ve bazen de kafam gidiveriyor ölüme, bazı meditasyon hallerinde sanki ölüme en yakın olduğum anlardayım. Hareketsizlik ve nefes, çok usulca akan nefes, yerçekimi ile yere ağırlaşmış, ama aynı anda göğe doğru uzamış bedenim. Yaşamla ölümün iç içeliği, yaşarken onca ölüş ve diriliş yaşama hallerimiz. Evet hepsi bir arada. Yaşarken ne kadar ölürse insan o kadar büyüyor, genişliyor, sonsuzlaşıyor adeta. Bugün bir eylül. Az sonra minik bir seremoni yapacağım, hatırlama zamanı, hem de bir karşılama. Hayatın sonsuz döngüsü içinde, ölüp ölüp doğarken yeniden şaşırmamak ne mümkün. Bir çocuk merakı ve yetişkin bilinciyle yaşamı kucaklamak, temaslarla sonsuzlaşmak, ve yaşamın sorumluluğunu tamamiyle ele almak. Bugün bir eylül. Ey okur, güzel zamanların olsun, ekip biçtiklerin, devam edip derinleştiğin yerlerin olsun. Ve pamuk ipliğine örülü bu bedeni yaşamının ötesinde sonsuz yerlerin olduğu bilgisi senin de içine girsin konsun.