32, 31 yıllık yasamın dersleri ile geldi, dersler bir aile yemeğinde gün yüzüne çıkıverdi. Yemek bitti, aklımdakiler de yazı olup, unutulmamak istedi: 

31 yıl bana neler öğretti?

  • Herkesi mutlu edemeyeceğimi. 
  • Sezgilerimi dinleyerek, verdiğim kararın karşımdaki kişiyi mutlu etmemesi pahasına, kendi iç sesimi duymayı seçmeyi. 
  • Özüme, varlığıma saygı duymayı.
  • Karşı tarafı memnun etmemiş, mutlu etmemiş olmanın getirdiği iç huzursuzluğu ve suçluluk duygusu ile baş başa kalmayı. Düzeltmek, onarmak, değiştirmek için bir çaba sarf etmem gerekmediğini, olanın yeterli olduğunu. 
  • Olduğum halim ile yeterli olduğumu. Olanı sunduğum sürece samimi olabileceğimi. 
  • İç hazinelerimi görmeyi, onları kullanmayı, beni destekleyen kaynaklar olarak değerlendirmeyi.
  • Hayır demeyi.
  • Değerimin insanların beni sevip sevmemesi, tasvip edip etmemesi ile değişmeyeceğini.
  • Yaratıcılığıma sahip çıkmayı.
  • Korkularımı, kaygılarımı alıp, yaratıcılık ile devşirmeyi.
  • Duygu durumlarımı üretime, üretkenliğe kanalize etmeyi. 
  • Hissettiğim her bir hissi cümleler ile ifade etmeye çalışmak yerine, onları sadece hissetmeyi deneyimlemeyi. Kendi zamanında, eğer ihtiyaçları varsa bir ifadeye dönüşeceklerine inanmayı ve tarifsiz hallerime teslim olmayı. 
  • Her şeyi kelimeler ile açıklayamayacağımı. Her halimle herkes tarafından anlaşılamayacağımı ama ben kendimi anladığım sürece huzurlu olacağımı.
  • Korktuğum şeyden kaçmayıp, onunla yüz yüze oturabilmeyi. Arkasında yatan asıl duyguya kulak verebilmeyi. 
  • Duyduğum şeyden kaçmak yerine, onun içinden geçerek, onu her bir noktamda hissederek yok oluşunu gözlemlemeyi.
  • Kendimi ve yaşadıklarımı bu kadar ciddiye almamayı. Ne zaman kendimi çok önemsemeye başlasam, içinde bulunduğum fiziki mekanın beraberinde getirdiği şeyleri duyumsamayı. Kendimi içinde bulunduğum ana kanalize ederek, bir bitki ya da ağaçtan farksız olduğumu özümsemeyi.
  • Kendimi her ne olursa olsun sevmeye devam etmeyi: başarılı, başarısız, mutlu, mutsuz, enerjik, enerjisiz, yavaş, hızlı, doğru, yanlış, her ne olursa olsun kendime şefkat ve sevgi göstermeye devam edebilmeyi. 
  • Durumlar ya da benden talep edilenler karşısında susma hakkımı kullanabileceğimi, yanıtımı hazır hissettiğimde verebilmeyi. 
  • Hiç kimseye hiçbir şey borçlu olmadığımı. Hiç kimseye hiçbir şey vermek zorunda olmadığımı, sadece istersem verebileceğimi. 
  • İstemediğim hiçbir şeye evet dememeyi. Sadece içimde doğru yönde / yolda hissettiğim rotada ilerlemeyi. 
  • Başkalarını memnun etmek için çaba sarf etmem gerekmediğini, sadece ben olmaya devam etmemin yeterli olduğunu.
  • Benden beklenen tepkiyi değil de, gerçek tepkimi verebilmeyi. Gerçek tepkimin yaratacağı etkilerin, sonuçların sorumluluğunu üstlenmeyi ve kararımın arkasında durmayı. 
  • Gelişmesini, büyümesini arzu etmediğim hiçbir konu üzerinde vakit geçirmemeyi. Enerjimi doğru kişi, yer ve kanallara iletmeyi. Net bir şekilde “evet,kabul ediyorum”, “hayır, kabul etmiyorum” diyebilmeyi. 
  • Nereye bakarsam orada bir şeyin can bulduğunu, yaratıma eğildiğimde çok fazla şey yaratabildiğimi, yıkıcılığa eğildiğimde yıkma/yok etme gücümü. Bu güçlerim arasından yaratma/inşa etme yolunu her durum içinde seçebileceğimi, her zaman seçme fırsatım olduğunu.
  • Gerektiğinde, eğer ki zarar gördüğümü, suistimal edildiğimi hissediyorsam, arkadaşlıklarımı sonlandırmakta özgür olduğumu. Beni ve yaşama bakışımı desteklemeyen hiçbir yerde bulunmak zorunda olmadığımı, gerektiğinde bırakabilmeyi ve yerine yeni şeyleri davet edebilmeyi. 
  • “Biz” yerine önceliği “Ben” olma haline vermeyi. Benim, esenliğimi, rahatlığımı, huzurumu destekleyen çevreler içinde bulunmayı. Ben iyi oldukça zaten “biz” in iyi olacağını, BİZ’e giden yolun öncelikle BEN’i bilmekten, tanımaktan, sınırlarını tariflemekten, onu beslemekten ve büyütmekten geçtiğini.
  • Varlığımı, beni kutlayan, anlayan kişilere açmayı. Bu varlığa direnç gösteren kişi ve yerlerin etrafında bulunmamayı. 
  • Beslediğimi ve beslendiğimi, ilham aldığımı ve verdiğimi, dengede olduğumu hissetmediğim hiçbir ilişkinin içinde bulunmamayı.
  • Zaman denen şeyin çok kıymetli olduğunu. 
  • Zamanın insan sayısı ile çarpılıp/bölünen, artan/çoğalan bir kavram olduğunu. Bana verilmiş insan zamanını sevdiklerimle, keyifli bir şekilde geçirmenin önemini.
  • Ailemi olduğu gibi, her haliyle, tıpkı kendim gibi buyur etmeyi, itmemeyi, çekmemeyi, olduğum yerde kalıp olanı biteni, değişen enerjiyi izlemeyi. Aile desteğinin, sevgisinin önemini, onu kutlamayı ve beraber geçirilen zamanın tadını çıkarmayı, birlikte büyümeyi, birlikte yaratmayı, paylaşmayı. 
  • Büyüklerimden sadece alabileceğimi, küçüklerime sadece verebileceğimi, büyüklerime bir şey vermem gerekmediğini.
  • Dinlenmeye, durmaya, sadece kendime bakmaya, kendimi düşünmeye hakkım olduğunu. Benim kendimle olan samimi ve sıcak ilişkimin, direkt olarak dış dünya ile olan ilişkimi etkilediğini.
  • Sadece vererek hayatımı geçiremeyeceğimi, bana ışık olan, bana ilham veren insanları, rehberleri, yol göstericileri, beni besleyen, büyüten insanları hayatıma davet etmenin benliğime ne kadar büyük etki ettiğini.
  • Çocukluktan gelen bir takım davranış kalıplarının fark edilip, yeniden yapılandırılabileceğini. Artık bir yetişkin olduğumu, dolayısıyla bana empose edilen şeyleri, kendi yarattıklarımdan ayrıştırıp, yaşamda daha çok parıldamama sebep olan modellerle devşirebileceğimi.
  • Özgürlüğün fizik ötesi bir durum olduğunu. Göğüs kafesimle boğazım arasında ne kadar açık ve akışkan isem o kadar özgür olduğumu.
  • Uyandığım her sabahın ve günün, sonsuz olasılıklar içerdiğini, açık bir kalp ile kalabildiğim sürece benim için en doğru olasılığın gerçekleşeceğine inanmayı
  • Nefes aldığım her anın, her yeni nefesimin yeni bir an olduğunu,
  • Bir yaratımdan önce, içimi saran huzursuzluğun aslında doğum sancısı, acısı olduğunu
  • Yaşamda başarılı ve mutlu olmanın, zorlanmakla alakası olmadığını. Çocukken çokça kulağıma çalınan “eğer mutlu olmak istiyorsan, zorlanacaksın” cümlesini “yaşam akışta olduğun anlarda güzel, senin yolunda olan hiçbir şey sende gerginlik yaratmaz. Eğer ki yanlış olduğunu hissettiğin bir yerde bulunuyor isen, doğru olduğunu hissettiğin yere doğru adım atma cesaretini göstermen yeterli, gerisini zaten yaşam hallediyor.” ile değiştirmeyi. 
  • Kendi iç hallerimle, iç mekanizmam ile hizalı olduğum her anın kolay ve akışkan olduğunu, ona aykırı gelen yerlerde acı çektiğimi, meselenin acı çekmek değil, doğru hizaya gelene kadar gerekli adımları atmak gerektiği olduğunu.
  • Manipülasyona açık olduğumu, beni manipüle eden insanların etrafında bulunmamam gerektiğini.
  • Sarımsak sevmeyen bir kişi ile yaşlanamayacağımı. :) haha şaka şaka! yaşamı biraz daha hafif, kolay ve neşeli bir biçimde deneyimleyebileceğimi.
  • Kahkaha atmadığım bir günün, yaşanmamış bir gün olduğunu hissettiğimi.
  • Erken uyumanın müthiş şifalı bir şey olduğunu, bedenimin her geçen sene alkolü daha az tolore ettiğini. 
  • Kimsenin sihirli bir değnekle gelip beni kurtarmayacağını, fiziki ve mental özgürlüğümü sadece benim yaratabileceğimi.
  • Her gün, büyük bir hassasiyet ile ne halde olduğuma bakmam, ona göre hareket etmem gerektiğini.
  • Her ne ile meşgulsem, ne yapıyorsam elimden gelenin en iyisini yapmanın beni mutlu ettiğini.
  • Karar almadan önce, içimde yeri olan ve kararımdan etkilenecek olan  herkesi bir kenara koyup, kendimi boş bir çanak olarak hayal edip, kararımı o boşluktan ve kalbimden gelen ses ile verebilmeyi.
  • Sabah meditasyonlarımın, günlük- özellikle de sabah- rutinlerimin beni toprakladığını ve güne açık bir alandan başladığımı
  • Aşırı hassas bir şekilde yaşadığım hayatımın içinde olan bitenden dolayı, aldığım kararların arkasındaki sebepleri istemediğim sürece kimse ile paylaşmak zorunda olmadığımı
  • Şikayet eden insanlardan hoşlanmadığımı, şikayet etmek yerine hareket etmenin önemini
  • Yaptığım plan üzerinde kontrolümün olduğunu, her bir adımını istediğim gibi hayal edebileceğimi ama işleyişe koyduğumda hayal ettiğim gibi olmadığında, planın değişebileceğini ve bu değişim ile uyumlanmanın önemini, 
  • Yaşamda her şeyin her zaman denge arayışında olduğunu ve benim ötemde çok büyük bir sistemin işlediğini ve o sistemde artıların eksilerle çarpışıp benim için hep doğru olanı bana sunacağını
  • Mutluluk ve mutsuzluğa aynı mesafeden bakabilmeyi, arkasındaki anlamın peşinde geçen bir yaşamın benim için çok daha derin bir şey ifade ettiğini
  • Zihnimin, ruhumun ve bedenimin hazırlılık hallerinin farklı aşamalarda olabileceğini, yani zihnim hazır olduğunu söylerken, bedenimin ya da ruhumun hazır olmayabileceğini
  • Ruhumu duyabilmek için kalbime ses vermem gerektiğini.
  • Sosyal koşullanmalarımdan uzaklaştıkça, özüme yakınlaştığımı, bu durumun sosyal çevre içinde bazı kişiler tarafından kabul edilmeyebileceğini, bu sebeple de yaşamımda zaman zaman bazı insanların elenebileceğini. 
  • Bazı dostlukların zaman içinde her iki taraf için de görevini tamamladığı için sonlanabileceğini, sonlanma durumunda, o dostluğu ya da ilişkiyi bırakabilmenin ve ileriye doğru yürümenin önemini, bazen bu kişiler ile başka bir zamanda yeniden bir araya gelebileceğimi, bazı kişilerin ise sonsuza dek hayatımdan çıkabileceğini.
  • İç seslerim ile davranışlarımın uyumunun beni samimi bir insan yaptığını, bu samimiyetin insanlar tarafından hissedildiğini.