Günler masa başında Emma’yı çevirmekle geçerken, bu kadar yumuşak bir hikayenin içine düştüğüm için kendimi çok şanslı hissediyorum. Yolumuza düşen her şeyin bir sebeple orada olduğu kanaatindeyim. Çok yakın bir arkadaşımın Emma’yı çevirir misin diye sorması ile evet cevabını vermem arasında sadece birkaç saat vardı. O aralıkta, sordum kendime, Emma bana ne fısıldayabilir acaba? Yine tam o sırada, sorular sorular var kafamda, ilişkilere dair. İki kalbin bir araya gel-e-me-me-sine dair. Gelememe sebeplerine dair. Korkulara dair, kör köşelerimize dair, yaralarımıza dair, kavuşamamalarımıza dair, engellerimize dair, aslolana dair, üç haftadır yoğruluyorum bu sorularla. En çok da yaralarımız beni çarpıyor bu günlerde. Nasıl da bukalemun gibi şekil değiştirmemize sebep oluyor geçmiş deneyimlerimiz, özellikle de acılarımız nasıl sertleştirip, öfkelendirebiliyor bizi, göremez oluveriyoruz işte önümüzdeki sevgiyi. Yaşam akıyor, ben müzeye gidiyorum, çalışıyorum, eve dönüyorum çalışmaya devam ediyorum, çeviri yapıyorum, yazıyorum, düşünüyorum, yoga yapıyorum, meditasyon yapıyorum ve derin bir düşünme halinde bulabiliyorum kendimi zaman zaman. Bazen kelimelere, bazen yemeklere, bazen çizimlere dönüşüyor tüm bu haller. Bu sabah ise bambaşka bir şeye dönüştüler.

 

Burada baktığınız bir harita.

Sevgi içinde yaşamda kalma haritası sanırım.

Kaybolmadan, bukalemun eğilimlerine geçmeden, gerçeklikte kalma haritası.

Bir çeşit kalp haritası, pusulası belki de.

Bu harita şu an durduğum yerdeki hislerimi açıklamak için geldiğim en yakın nokta.

 

BEN ve O

 

Ben ile O, ikimizin arasında koca bir boşluk var aslında.

O boşluk tıpkı iki nefes arasındaki, tıpkı iki düşünce arasındaki boşluk gibi.

O boşluk birbirimizi tanımamız için verilmiş bir hediye.

Bir ucunda benim sınırlarım, diğer ucunda onun sınırları. 

Sınırlarımızın bittiği yerde, ortada karşı karşıya kalp kalbe göz göze duruyoruz.

 

O boşlukta, örmeye başlıyoruz deneyimlerimizi. Burası ortak deneyimlerimiz. Burası beraber geçirdiğimiz zaman. Burası birbirimizi anlamak için durduğumuz yer. Burası birbirimize baktığımız, birbirimizi gördüğümüz, birbirimizi duyduğumuz, birbirimizi dinlediğimiz yer. Henüz çok uzağız birbirimizi tanımaktan. Benim arkamda 31 yıl var, kim bilir onunkinde kaç? O boşluğa bir sürü duygu ve deneyim biriktirerek gelmişiz. Peki farkında mıyız, bu boşluk yepyeni bir boşluk? 

Bu boşluğu eşsiz kılan o ve ben, buraya özgür bir yerden bakabiliyor muyuz? Tepkilerimizin kaynağını peki, ne kadar araştırıyoruz? Merhaba Ben Hüsne, senin adın ne? Sen nereden geliyorsun? Nasıldı yolculuk? Buraya nasıl geldin? Var mı şu ana taşıdıkların, yoksa eledin mi deneyimleri, eleğinden geçirdin mi derslerini, hikayeleri bir kenara bırakıp deneyimlerinin ışığını kendine tuttun mu? Yoksa hepsini alıp buraya mı koyacaksın, oradaki rahatsızlıklarını, ihtiyaçlarını bu alandan mı doyurmaya çalışacaksın? Farkında mısın? YENİ BİR YER BURASI. Beni görüyor musun? Beni duyuyor musun? Beni koklayabiliyor musun? Beni hissedebiliyor musun? 

 

Burası yeni bir yer farkında mısın?

Buraya başka başka yerlerden geldik, zaten tüm o yollar bizi buraya çıkardı. Göz göze kalp kalbe gelmemiz için bizi hazırladı. Burada kalabilecek miyiz peki?

 

Can suyu, yaşam pınarı nedir ilişkimizin?

Körleşmemiş, gölgelenmeyen duru sevgi mi?

Tepkilerimizin arkasında bas bas bağıran yaralarımızın sesini duyuyor musun?

İşte şimdi bir seçim anı, gördüğün şeyi dönüştürme anı geldi hazır mısın?

Yaranı görüp, yanındakine gösterebilecek misin, tüm cesaretinle?

Bak burası biraz kanlı, ben de anlamaya çalışıyorum, seni yaramı iyileştirmek için kullanmayacağım. Yaramı ancak ben iyileştirebilirim sevgide kalarak, seninle kalarak. Sen de benimle kalabilecek misin? Var mı senin de cesaretin yaralarını görmeye, onları bana göstermeye? Beraber üstesinden gelmeye var mısın? Mükemmel olmayan hallerimizin kavuşumunun ne kadar mükemmel olduğunu deneyimlemeye hazır mısın? 

Peki gerçek olabilecek miyiz dersin?

Hayallerinde yarattığın kadın değilim ben, sen de benim hayallerimde yarattığım adam değilsin.

Ben gerçek bir kadınım, etiyle kemiğiyle, sen de gerçek bir adamsın.

Gerçeklikte buluşabilecek miyiz ne dersin?

Sana değişen hislerimden bahsettiğimde korkup gidecek misin? Hayal ettiğim bu değildi mi diyeceksin, yoksa dinleyecek misin? Dinlediğini alıp kendine devşirecek misin?

 

Başlayabilecek miyiz kendi etrafımızda dönerken birbirimizin etrafında dönmeye gezegenler gibi, evren gibi, zaten biz evrenin kendisi değil miyiz?

Evren gibi dans edebilecek miyiz? Güneş sisteminin içindeki dans gibi, dönüp durabilecek miyiz, yolun sonunun hep kendimize çıkacağını bilerek, birbirimizden öğrenebilecek miyiz? Beraber yaşlanabilecek cesaretimiz var mı? O boşlukta buluştuk bak, elimizde mucizeli bir şey tutuyoruz onu besleyip, ona bakabilecek miyiz? Onun sayesinde adım adım sınırların kaybolduğu yerde birbirimize karışıp karıştığımız yerde birbirimize teslim olabilecek miyiz?

 

Bu şaka değil. Çok ciddi bir şeyden bahsediyorum. Yaşamdan bahsediyorum, beraber büyümekten bahsediyorum, el ele yaşlanmaktan bahsediyorum, yol üstünde çoğalmaktan bahsediyorum. Tüm bunlar olurken sezgilerimizi ve iç sesimizi duymayı bırakmadan yan yana durabilecek miyiz?

 

Merak ediyorum.

Soruyorum.

Haritalar çıkarıyorum.

Anlamaya çalışıyorum.

 

Kalpten gelen evet ve hayırların yeni yeni sesini duymaya başlamış olan ben’in merakları bunlar.

Paylaşıyorum ki özgür kalsınlar, cevap bulsunlar, paylaşıyorum ki şifa olsunlar.