baktığın meditasyondur.

aynı anda yüz şeyi yapmanın yüceltildiği bir kültürün içinde tek bir şeyi yapıp, sadece onunla olmanın değerini öğreniyorum her gün, uyanık her anımda. bana gülüyorlar, yemek yaparken konuşamayınca. 

özellikle de kadın olmanın, her şeyi en iyi şekilde yapmak anlamına geldiği bir coğrafyada, tüm beklentileri bir kenara bırakıp peki ben gerçekten ne istiyorum sorusunu kendime tekrar tekrar sorduğum bir zamandan geçiyorum.

kadının sanki bir makine gibi aynı anda hem güzeli, hem iyiyi, hem becerikliliği, hem anaçlığı, hem hoşgörüyü, hem büyülü olmayı, hem kabullenen olmayı, hem gizemli, hem çekici olmayı, kısaca HER ŞEYİ temsil etmesi beklenen bir dönemde, sadece GERÇEK olmak niyetindeyim. tüm bu beklentileri karşılamayacak kadar insanım çünkü, sıradanım çünkü, dünyalıyım çünkü, mükemmellikten çok uzağım çünkü.

tüm bu çünküler aldılar beni masa başına oturttular.

sordular:

peki sen gerçekten ne istiyorsun.

ne istiyorsun hüsne?

ne istiyorsun rhea?

ne istiyorsun çiğdem?

ne istiyorsun hüsne rhea çiğdem?

 

ne mi istiyorum dedim? madem sordun söyleyeyim.

idealize edilmemek istiyorum.

sıradan olmak istiyorum.

sıradan mutluluklar yaşamak istiyorum.

değerek dokunarak anlamaya çalışarak büyümek istiyorum.

aşka düşeceğim insanla her şeyden önce konuşabilmek, duymak, duyulmak, görmek, görülmek istiyorum. OLMAK istiyorum, sadece yan yana olmak. itmeden, çekmeden, yaralarımın kaynaklarını görmek, yanımdakine de göstermek istiyorum, onun da yaralarını saklamadan, kamufle etmeden görebilmesine olanak sağlamak istiyorum. yan yana durarak iyileşelim istiyorum.

güvenelim istiyorum, insanlığa, yan yanalığın kendisine. susabilelim istiyorum, sorgusuz sualsiz içine dalabilecek samimiyet orada olsun istiyorum. 

korkusuzca,  ama uyanıklığımı, girdiğim çıktığım yerleri izleyerek orada kalabilmek istiyorum.

kalabildikçe derinleşmek, derinleştikçe içimdeki sesi daha da çok duyabilmek istiyorum.

iç seslerimizi duymayı bırakmadan, birbirimizin sesini duyabilmek istiyorum.

paylaşmak istiyorum. bir sürü an. yeni yeni anılar biriktirmek istiyorum. daha pek yakında kocaman bir temizlik yapmışken, heyecan duyuyorum, yaşamın her an her dakika yaktığı ışıkları gördüğümde.

o kadar konuşuyor ki, o kadar burdayım diyor ki yaşam. kal benimle, kal nefeslerinde, kal seni böyle ensenden çekip gel buraya diyenle, kal o seni getirdiği yerde, odağından şaşma, sevgiden vazgeçme. sevgide kal. kaldığın sürece yolun sonunda hep sevgi olacak.

 

şimdi geri dönüyorum yazının başına.

GERÇEK olmak.

o salatayı yaparken, sadece salatayı yapma halini deneyimlemek gibi bir şey benim için.

sorular varsa, soruları sorabilmek.

çeviri yaparken sadece çeviri yapmak, rehberlik ederken sadece rehberlik etmek.

 

çocukken yazılmış kodları, silip yeniden yazma yaşına geldik.

yetişkiniz bizler.

yetişkinler gibi ilişki kuralım.

yetişkin gerçekliğinde kalalım.

rüya, büyü, peri, masal, hikayelerde değil, gerçekliğin içindeki büyüyü bulalım.

 

ah hüsne.

“bana gerçekliği görme cesareti ver” diye dua edip dururken, böylesine büyük bir renk yelpazesi ile karşılaşacağını bilmiyordun.

ah rhea, hüsne’nin kendisine seçtiği isim, bu ismi seçerken başına neler geleceğini bilmiyordun.

ah çiğdem, zarif sarı çiçek, aile isminin zerafete işaret ettiğini bilmiyordun.

 

şimdi biliyorsun.

şimdi bu bilgi ile daha büyük pabuçlar giyme zamanı.

hüsne’yi de rhea’yı da çiğdem’i de alıp yeni diyarlarda gezme zamanı. 

orada buluşalım.