Gezegenler arasında neler oluyor, anlatabilecek kadar bilgi sahibi değilim ama yer kürede insanlara bir şeyler oluyor o kesin. Bu hafta başından beri evde patlayan elektrikli aletlerden, kafamda patlayan kapılara, kapılardan birbirine patlayan insanlara tanıklık ettim. Enerjisi yoğun zamanlar. Çevremde karar süreçlerinden, hastalıklardan, ayrılıklardan ve genel anlamıyla sıkıntılı zamanlardan geçen çokça insan var. Tık tık yapıyorlar görünmez kapıma, soruyorlar Hüsne bu acı nasıl geçer diye? Açıyorum kapımı, şunlar dökülüveriyor ağzımdan:

Bir havuza atlar gibi atlayacaksın acının içine. Havuzun kenarında ayağını soğuk suya sokmadan korkmaktan bil ki daha kolay içine atlamak. İçindeyken bileceksin artık düşündüğün kadar da kötü olmadığını hiçbir şeyin. Sırf dokunmadığın, tutmadığın için birer öcüye dönüşüveriyor meseleler. 

Geçenlerde muazzam bir rüya gördüm. Rüyamı o hafta içinde kim bilir kaç kişiye anlattım ilham olsun diye bilmiyorum. 

Rüya, gerçekten daha gerçekti o kesin:  Peru’dayım. Bir şamanla beraber kutsal vadide yürüyoruz. Vadilerden, göllerden, dağlardan, düzlüklerden geçiyoruz beraber sessizce. O önümde, ben arkasında ilerliyoruz saatlerce, günlerce. Derken şaman soruyor: “neden bu kadar korkuyorsun? neyden bu kadar korkuyorsun?”. Bir çırpıda “yılandan” diyorum “çok korkuyorum”. Tam o sırada arkamdan kocaman bir yılan geçiyor, çat diyor elleriyle yakalıyor önüme atıyor. Gözlerimi kapatıyorum, “aç gözlerini, bak” diyor. Baktığım anda yılan kurumuş yapraklara dönüşüyor, sağa sola uçuşmaya başlıyor bu sarı yapraklar. “Gördün mü” diyor. “Baktığın an yok oldu”. 

(Benim rüyamda gördüğüm bu topraklara giden canım arkadaşım Duygu İşeri, fotoğraflarını  paylaştı. Rüya gerçekten gerçek oldu! )

Bu rüyadan uyandığımda gerçekten Peru’ya gitmiş ve de gelmiştim. Hem de kocaman bir öğretiyle.  O sabah bir karar aldım, beni korkutan, zor gelen, elimle tutmadığım, dokunmadığım, kaçtığım ne varsa kendimi bir havuza atlar gibi içlerine atlayacaktım. Teker teker elbette. Teker teker bakıp, teker teker görüp, teker teker içine dalacaktım. Daldım, dalıyorum. Ve korkunun, acının ötesindeki öğretiyi öğrenmeye açıyorum kendimi. Bir rüya, nelere kadirmiş. 

Sözün bittiği yerlere doğru gidiyorum. Bir süre sessiz kalabilirim. 

Sorular var, cevapların hepsi soruyu soranların içinde gizli. 

Anca durabilir, dinleyebilir, söylediklerini tekrarlayabilir, ayna tutabilirim yakınımdakilere. 

İnsanın hocası da doktoru da gurusu da kendisi. 

Bunu bildiği anda öğretiler tüm açıklığıyla beliriyor insanın karşısında. Yer ve mekan fark etmeksizin, herkes ve her şey ilham olmaya başlıyor.  Duyduğum, dinlediğim, dokunduğum herkes ver her şeyle beraber büyüyor ve genişliyorum. 

İlhamı bol zamanlar, çevrelendiğim sevgi sonsuz. Ne şans!