AHIMSA

Stüdyo kapalı.

Müzeye gitmeye gücüm kalmadı, ağlamaktan. 

Evdeyim.

Yaklaşık 43 saattir.

Adımımı sokağa atmadım, atamadım.

Şu an saat 10:50 ve ben 24 saat önce şu saniyeler bir bomba sesi duydum pek yakınlarımda. Sonra zaten hemen oturdu boğazıma bir düğüm. Ah dedim içimden, ah insanlar. Ah güzel insanlar.

İnsan dedim.

Evet yaşamlar gitti.

Daha ne oldu diye bakamadan başladı telefonlar, ailem, dostlarım, beni çevreyelen güzel insanlar hepsi her yandan “lütfen bize gel, orda kalma” dediler. Bombanın patladığı yere 10 dakika yürüme mesafesinde yaşıyorum evet ama burası benim evim. Şu an için en güvende hissettiğim yer. 

Ev-Müze-Stüdyo ekseninde akan hayatımda son 43 saattir sadece EV var.

Aynı zamanda, ben var. 

Sadece ben varım evde.

Etrafımda koruyucu güçlerini hissettiğim, sonsuz bir sevgi dalgasıyla çevrili bir şekilde bu evin tam ortasında ben varım. Ev, ben-im, benim evim bedenim. 

Zor zamanlar.  Karanlık biraz. Korkutan, endişelendiren, huzursuzluk yaratan.

Geçtiğimiz Pazar’dan bu Pazar’a günler değişti, korku duygusu ise katlanarak arttı. Yaşadığım sokaktan saniyede bir araba geçerken artık 10 dakikada bir araba geçiyor. Mahalle sessiz. İnsanlar evde. Evlerinde.

Gündelik hayatlarımızın içinde bir kelime: terör. 

TERÖR:  Kavram olarak, Türkçe’deki karşılığı ile “korkutma, yıldırma” ve tedhiş anlamına gelmektedir. Ancak bu korkutma, yıldırma ve tedhiş, yoğunluk olarak oldukça büyük çaplı ve birey ya da bireylerin ruhsal yapılarını birden bire kaplayan korku durumunu ve şiddet halini ifade etmektedir.

Artık coğrafyası yok terörün. 

Her an her yerde olabilecek şekilde saçılmış vaziyette dört bir yana.

Öfke var, sevgi yok bu hareketin içinde.

Olan bitenin içinde sevgiyle kalabilmeyi araştırıyorum.

Zihnimde tekrar eden iki cümle var: 

Korkacak hiçbir şey yok.

Güvendeyim. 

Bu iki cümleye tutundum cansimidi gibi. 

Evde ve ben’de kalabilmeme yardımcı oluyorlar şu an için.

Bir sahne geliyor aklıma hep Little Buddha filminden. Bu sahne aydınlığı hatırlatsın hepimize. 

Eğer hepsini izlerseniz göreceksiniz ki, Buddha tüm şiddetin içinde olmaya devam ediyor, bir bağdaşlık yerde, nefes alıp veriyor.

Bu nefes alıp verme hali de yama ve niyamaları getiriyor aklıma. 

Yama ve Niyamaları anlatmadan önce, Yoga’nın 8 basamağından bahsetmem gerekiyor. Yoganın temellerinde Patanjali’nin Yoga Sutra’sı yatıyor. Patanjali, MS. 400 yılında yaşamış, ve yogaya dair tüm bilgileri toparlayarak Yoga Sutra olarak isimlendirdiği bir kaynakta birleştirmiştir. Sutra İngilizce’ye “script”, Türkçe’ye ise “metin” olarak çevrilebilir. 

Bu metinde Patanjali Yoga’nın sekiz basamağını aşağıdaki gibi sıralar:

YAMA - Olumsuzluklardan Arınma

NİYAMA - Olumlulukları Güçlendirme

ASANA - Bedensel Duruş Teknikleri

PRANAYAMA - Solunum ve Enerji Çalışmaları

PRATYAHARA - Duyuların Denetimi

DHARANA - Odaklanma Teknikleri

DHYANA - Meditasyon

SAMADHİ - Evrenle Bütünleşme

Yoga’daki asanalardan önce Yama ve Niyama’lar geliyor. Sıralamada asanalardan önce gibi görünmesine rağmen, yoga pratiğinin yani asananın kendisi zaten bize Yama ve Niyama'ları hatırlatıyor. Yamalar arınmamız gereken olumsuzluklar, Niyama’lar ise güçlendirmemiz gereken olumluluklar. Farkındalığımızın artması açısından bize yol gösteriyorlar.

Bugün sadece Yamaları isim olarak paylaşıp, birincisini yani, AHIMSA’yı açıklayacağım. 

  1. AHIMSA : Şiddetsizlik 
  2. SATYA: Dürüstlük 
  3. ASTEYA: Hırsızlıktan çekinme, çalmama
  4. BRAHMACARYA: Tensel zevkleri denetim altına alma
  5. APARIGRAHA: Biriktirmemek

AHIMSA, şiddetsizlik demektir. 

Şiddetsizlik, sadece fiziksel boyutta değil düşüncelerimizde bile uygulamamız gereken bir disiplindir. Şiddet, insanın kendi bedeninde ya da zihninde uyguladığı bir şey de olabilir. 

Kişinin kendini zihinsel olarak sürekli hırpalaması, yargılaması da bir şiddet içerirken, bedeninin ihtiyaçlarını dinlememesi, örneğin uyanmasına rağmen sırf alarmın çalmasına çok vakit var diye tekrar uykuya dalması da şiddetin bir örneğidir. Beden artık uyanıklığa hazır olduğu için uyanır ama zihin dinlemez, onun için belli saatler ve çizgiler vardır. Bedene kulak verilmeyen her an da himsadır yani şiddettir. Burada Himsa’dan önce gelen A sesi “sizlik” anlamını taşır. 

Yazının başında şiddeti sadece sesle yaşamış bir kişi olarak deneyimimi paylaştım.

Ve bununla beraber Ahimsa’yı hayatlarımıza davet etmek istiyorum.

Şiddetsiz iletişim, şiddetsiz etkileşim, şiddetsiz bir yaşam için ışık tutsun bize bu kelime.