Geçtiğimiz Salı akşamı, tam bir hafta evvel müzede “Sanatçıların Dünyasını Anlamak” isimli bir seminerdeydim. Sanırım işimin en sevdiğim tarafı, bu besleyiciliği. Etrafım sanatçılar, sanat tarihçileri, akademisyenler, eğitimciler ile çevrili. Aralarında bir de yogi ben, tüm bilgileri, hepimize ait olan tüm bu bilgileri harmanlayıp, hayatın anlamlarını, katmanlarını, yaşamaların çeşitliliğini, insan oğlunun yaratımını ve yaratıcı güçlerini her yeni gün keşfe dalıyorum. Keşif yolunda geçen hafta karşıma Hale Asaf çıktı. Türkiye’nin ilk kadın sanat eğitimcisi olarak bilinen Mihri Müşfik’in sadece 33 sene yaşamış yeğeni Hale Asaf. Hale Asaf’ın kısacık yaşamını bize çalışmalarıyla ve kişisel hikayeleriyle beraber aktaran değerli hocamız Burcu Pelvanoğlu seminerin sonunda Behçet Necatigil’in bir şiirini paylaştı. Çok etkilendim.

İsmi: Parantez

Adı, soyadı 
Açılır parantez
Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti
Kapanır, parantez. 

O şimdi kitaplarda bir isim, bir soyadı 
Bir parantez içinde doğum, ölüm yılları. 

Ya sayfa altında, ya da az ilerde
Eserleri, ne zaman basıldıkları 
Kısa, uzun bir liste. 
Kitap adları 
Can çekişen kuşlar gibi elinizde. 

Parantezin içindeki çizgi
Ne varsa orda
Ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci
Ne varsa orda. 

O şimdi kitaplarda
Bir çizgilik yerde hapis, 
Hâlâ mı yaşıyor, korunamaz ki, 
Öldürebilirsiniz.

Şair,

Parantezin içindeki çizgi
Ne varsa orda
Ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci
Ne varsa orda. 

Derken gerçekten yaşamın bu çizgiden ibaret olduğunu bir kere daha hissettim. Beni ben yapan, her şey sevinçlerim, hüzünlerim, korkularım, endişelerim, coşkularım, aşklarım, yalnızlıklarım, heyecanlarım ile şekillenen benliğim işte o iki uç arasında oluveriyor. Geriye sadece doğum ve ölüm tarihleri kalırken aslında o kısacık çizginin içinde kocaman bir hayat yaşanıyor. Herkes ve her şey birbiriyle bağlantılı. 

Son zamanlarda ikamet ettiğim gezegende, ruhuma mekan olan bedenimi düşünüyorum. Ne kadar değişken. Ne kadar akıcı her şey. Ne kadar katının içinde ne kadar sıvı saklı. Ne mucizeli bir yaşam. Bundan 10 yıl öncesini hatırlıyorum. Hayran kaldığım karakterleri, ruhları. O zamanlar bir cümlesi yoktu bu kişilerin. Beni cezbeden yönlerini tanımlayamıyordum. Bugün o kelimeyi buldum : AHENK. Ahenk içinde bir yaşamım olsun diye, ahenk içinde yaşayan kişilerin etrafında dönüp durmuştum.

Bugün ahengin ne kadar da çerçevesiz bir şey olduğunu deneyimliyorum. Hayalim şuna, buna sahip olmak, şurada, burada yaşamak değildi aslında, ahenkli bir yaşam hayal ediyordum. Benliğimle, mekanım, mekanımla ruhum, ruhumla sözüm, zihnimin önüyle arkasının bir olduğu dürüstlükle ve ahenkle dolu bir yaşam. Kendiyle ve dolayısıyla çevresiyle ahenk ve bağ içinde bir benlik. 

Bugüne kadar hayatıma öyle ya da böyle girmiş olan, akordumu bozmuş ya da iyileştirmiş olan herkes ve her şeye müteşekkirim. Uçlarda dolanıp, orta yeri, o nötr hali, o tutunmama halini deneyimlemem için tüm uçları tüm ahenksizliği ile yaşamam icab ediyordu ahengin ne olduğunu bilebilmek için.

Ve bugün o kısa çizgi anlamlı olsun diye geliyorum insanlarla bir araya. Göz göze kalp kalbe. İyi ki.