Boğazımda bir düğüm, gözlerimden boşalan yaşlarla başladı bir günüm, bugünüm. Sebebi çok özel. Yedinci yaşında, hayatının dönemeçlerinden bir tanesini yaşayan Leyla’nın piyano resitali vesilesiyle, kendimi Enka okullarının zarif bir salonunda buluverdim. Yanımda ablam, Leyla’nın annesi, salonda onlarca anne,baba,teyze, anneanne, dede, amca, dayı hepimiz heyecanla minik insanların sahneye çıkmasını izledik teker teker. Sabahında Leyla, çok heyecanlıyım teyze dedi. Nerende hissediyorsun heyecanını dedim. En çok kalbimde dedi, pıt pıt atıyor, normalden daha hızlı. Boğazında neler oluyor diye sorduğumdaysa, nefesim de daha hızlı dedi, sonra başladı zıplamaya. Ne güzel dedim Leyla, her gün hissetmiyoruz bu heyecanı, tadını çıkar oh mis gibi. Derken vakit geldi, toparlandık gittik, az önce bahsettiğim konser salonuna.

Leyla’nın çıkmasına henüz daha çok var, ama başladım ben ağlamaya. Her bir çocuk, orada olmak için sarf ettikleri tüm emek ve heyecanları kalbimin tam ortasında. Gözlerimden yaşlar süzülürken, heyecanla Leyla’yı bekliyorum bir yandan. Minik omuzları, yarım toplanmış saçları, çitlembik bacaklarıyla bana sanki kendi yedi yaşımı getirir gibi oturuyor ön sırada, sırasını beklemede. 

Derken çıktı, bizleri selamladı ve başladı çalmaya.

İşte o an aslında Leyla’nın ve dolayısıyla bizlerin de hayatında yeni bir dönem başladı. O yaşlarda fark etmiyor insan ama, bugün bizi biz yapan her şey işte bu ilk anların toplamından oluşuyor. İlk defa bir kalabalığın önüne çıkmak, ilk defa izlenmek, ilk defa alkışlanmak. Ne kadar güzeldi anlatamam, en yakınımın ablamın içinden çıkmış olan bu minik insan, benim de çok canımdan. Çok benden, çok ben. Çok yakın, çok sıcak, çok sevgili, çok öğretici. Sanki beni, kendi yedi yaşıma bağlar gibi. 

Yetişkin bilincimle çocukluğuma, çocuk ben’e bağlanmak olağanüstü bir tecrübe, hepsi Leyla’nın sayesinde. Bu minik insanın hayat dönemeçlerine tanıklık etmek, onunla büyümek çok güzel. Ve elbette, bir çocuğu sorumsuzca sevebilmek. Leyla ile geçirdiğim zamanlar sanki kendi küçüklüğümle el ele tutuşmak gibi. Hiçbir ağırlığı, hiçbir yükü yok. Hiçbir şey “yapmak zorunda olduğum için, görevim ya da sorumluluğum” olduğu için değil. Hepsi keyiften, daha çok da sevgiden. 

Büyütüyor beni de Leyla, kendi ile beraber. İçimden bunca renk, bunca çizgi çıkıyorsa eğer bilin ki hepsi Leyla’dan. Teşekkür ediyorum evrene. Annem ve babamdan bizlere akan yaşam, ablamdan Leyla’ya aktı ve sayesinde ne çok şey öğreniyoruz hayattan.