“Hüsne dedi”, “beceremiyorum olmuyor, Osho hiç yardımcı olmuyor. Yok mu bunun doğru düzgün bir yolu, dün de yordum kendimi bugün oturdum ama yok, olmuyor.” 

Derin bir nefes alıp verdim ve kendi tecrübelerimin ışığında arkadaşıma şunu söyledim:

“Canım benim. Böyle başarılması gereken bir şeymiş gibi değil de, gün gün adım adım ilerleyen bir konu meditasyon. birinci gün bir dakika, ikinci gün iki dakika olacak belki. Her geçen gün bu süreyi uzatacak. Değerli olan uzun omurga, dikkatin nefeslerde olması. İlk etapta sırtını yaslamayı ya da sırt üstü uzanarak kalmayı da deneyebilirsin. 

Ben üç senenin sonunda anca 30 dakika oturabilmeye başladım. Şimdi kalkmak istemiyorum beşinci senenin sonunda. O yüzden kendini hırpalama. Bugün olduğu kadar olsun. Her şey zaten olması gerektiği gibi unutma. Ne eksik ne fazla!"

Dedikten sonra fark ettim ki evet hiçbir şey birden olmuyor.Bu sabah Cihangir Yoga’da üç farklı ders deneyimledim.

Birincisi Gül Dirican’ın Temel I dersiydi, bu derste kapıya en yakın köşeye oturdum ve sadece gözlem yaptım. Notlarımı aldım. Ama her şeyden çok bolca ilham aldım. 

Notlar şöyle:

Hiçbir zaman son aşamaya en başta gelmiyoruz. Önce alan hazırla, aç ve sonra içine yerleş. Acelesizlik. Kökler ve temellerin sakince inşası ve ardından gelen akış.  Öğrencilerle sanki sohbet ediyor gibi, samimi, içten, şaka yapıyor, gülüyor, herkese öyle ya da böyle dokunuyor.  Doğru hisse izin ver, doğru olmayandan çık. Kalbi eritmek. Leğen kemiği ile göğüs kafesi arasındaki mesafenin açılması. 

Bu notlarla beraber, ilhamlı ben girdim bu dersin bitiminden 15 dakika sonra Asu Somer’in yin dersine. Günün ikinci dersinde öğrencilik ettim. Yin benim için müthiş bir içe kapanma. Pozlar içinde seyahatlerin en derinlerini yin derslerinde yaşıyorum. Asu’nun yumuşak sesi, ona bakmasam, onu görmesem bile müthiş bir yol gösterici. Şifalı, açık, hissi, yumuşacık ve güvenli. Bağlantı kuruyor insan beden parçaları arasında, ilişkileri temasları derinlemesine fark ediyor ve en güzeli de bırakıyor olana. Hislerle baş başa kalabilmek muazzam. Bundan üç yıl evvel, ilk defa girdiğim yin dersinden ağlayarak çıktığımı hatırlıyorum. Orada öylece hislerimle ve kendimle kalabilmek kadar korkunç bir şey yoktu o zamanlar. Bugün ise bambaşka, aydınlıklarımla karanlıklarımı karşılaştırmadan, ötekileştirmeden, ne var ise onunla beraber kalabilmeyi tecrübe etmek gerçekten sihirli bir halının üstünde seyahat etmek gibi. 

Ve geldik üçüncü derse. Altı kişi bir Buddha ve iki mumla başladık seyahatimize. Gün ışığı aydınlattı matlarımızı ve ruhlarımızı. Bu sefer ne gözlemci, ne öğrenciydim. Bu sefer beş kişinin yol göstericisiydim. Çarşamba akşamları mini stüdyom Yoga Lala’da, Cuma gündüzleri de Cihangir Yoga’da hocalık ettiğim derslerde sanki bir kutunun içinde seyahate çıkmış gibi hissediyorum kendimi öğrencilerimle. Kapı kapandığı an hepimiz sihirli halılarımız matlarımızın üzerinde önce kendi bireysel yolculuklarımıza çıkıyoruz  ama yandaki komşumuzun farkındalığı içerisinde de olduğumuzdan hep birlikte de bir yolculuktayız. İç içe geçen bu yolculuğun, o 60 ya da 90 dakikanın bitiminde kimse başlangıçtaki kişi olarak kalmıyor. Her ders, gözlemci, öğrenci ya da hoca olarak o kadar müthiş bir deneyim ki!

Bugünkü derse bir sabahımı anlatarak başladım. Dedim ki bu hafta bir sabah uyandım ve dedim ki:

“Ben bir canlıyım, eklemleri, kemikleri ve kasları olan, tıpkı diğer canlılar gibi ölümlü ve hassas.” Beraberinde ne kadar hoyrat davrandığımızdan bahsettim bedenlerimize, içeriyi umursamadan pata küte bencilce dalabiliyoruz pozların içine. Peki hatırlayabilir miyiz o zaman dedim, her şeyin adım adım olduğunu. Önce bir hazırlık sonra bir açıklık ve sonra da yerleşmenin olduğunu. 

Ve o 60 dakika nasıl geçti anlamadım.

Değişen mevsimler, değişen zamanlar ne olur hassas olalım. İç-dış ayrımı yapmadan dinleyelim. Önce çok iyi bir öğrenci ve dinleyici olalım ki aktarabilelim bir gün ihtiyacı olanlara bilgimizi. Bilgiyi sahiplenmeden, benim senin demeden, hepimize ait olanı paylaşalım. Bütün bu deneyimi burada yazmamın sebebi de işte, sana da ait olan bu bilgiyi seninle paylaşmak, sana ve dolayısıyla kendime hatırlatmak.

Çünkü en nihayetinde bir süre sadece cümleler oluyor zihinde, sonra davranışa dönüşüyor bu cümleler, sonunda da hayatımız oluveriyor işte.

Adım adım.