20’li yaşlarımdaki, yetişme, kaçırmama, geç kalmama endişesi 30’lu yaşlarımın başında yerini, her şeyin kendi zamanında olacağı, bilgisine bıraktı. Ve elbette sindirmeye. Son dönemlerde, insanoğlu,  yaşantısında her an bir veri girişi olması gerekmediğini unuttu. Giren tüm verilerin sindirilmesi gereken bir nokta da var. Tıpkı nefes vermekle almak arasındaki o minik boşluk gibi. Boşlukların olması gerekiyor dolulukların fark edilebilmesi, yerli yerine yerleşebilmesi için. O boşluk olmadan, var olan bilgi bile nüfuz edecek bir yer bulamayabiliyor kendine. Havada asılı kalıyor, yaşamda arafta asılı kalmış insanlar gibi. Bir adımı atmadan, diğerine koşmak gibi, yürümeden koşmaya çalışmak gibi, çiğnemeden yutmak gibi, antreman yapmadan maraton koşmak gibi. Çok yakıcı, çok yıkıcı, çok hırpalayıcı ve hasarlayıcı. Bu sebeple bir süredir, tıpkı bugün olduğu gibi, tek başıma sessizlikte kaldığım günler oluyor. Bir 1 Mayıs günü, müze kapalı olduğu için, üç günlük bir tatilin içindeyim. İlk iki gün Godfrey ile geçti, bugün ise işte tüm o bilgiyi hazmetme ve sindirme zamanı. Bunun gibi zamanlar, olanı biteni gözlemlemek için şahane zamanlar. İnsanın zaman içinde, kendine neyin iyi geldiğini keşfetmesi ve zaman zaman oraları ziyaret etmesi çok güzel. Çocukken masaların altı, dolapların içi, merdiven altlarıydı bu yerler, ergenlikte yatak odamın içinde spiral bir merdivenle çıkılan ikinci bir kat olmasını hayal ederdim; benden başka kimsenin giremeyeceği bir yerdi burası, içinde ihtiyacım olan her şeyi barındıran. Üniversite yıllarında, bu yer Üsküdar’daki aile evimiz oldu, ama ondan da çok seyahatlerimin kendisi oldu, kendimi alıp gittiğim. Bugün ise bu yer mekandan bağımsız. Gözlerimi kapatıp, bir bağdaşta, hareketsizce nefeslerimle kalabildiğim her yer bir dinlenme, izleme yeri olabiliyor. Bunun olabilmesi için ne masanın altına, ne dolabın içine, ne spiral merdivenle çıkılan bir üst kata, ne de seyahate ihtiyacım var. Bakışlar içe döndükçe, mekan ve zaman yekpare bir şeye dönüşüveriyor. Zamansızlık denen şey ortadan kalkarken, zaman mütemadiyen genişliyor. Bir günün içinde üç gün yaşayabiliyor insan, yokluğun yerini varlık bilinci alırken.